itü iktisat Yüksek Lisans (master) Hakkında Bilgi

image

İstanbul Teknik Üniversitesi(itü) ve iktisat ” ilk duyanlar “yok daha neler” şeklinde ya da “itü de ne arar iktisat” tarzında  tepkilere neden olan bu program bir kaç yıldır öğrenci alıyor. Benim de geçen sene hasbel kader girip biraz zaman harcadıktan sonra rotamı ecnebi memlekete çevirmem dolayısı ile erken veda etmek zorunda kaldığım program hakkında biraz bilgilendirme yapak istiyorum. Böylece okula karşı vefa borcumuzu ödemiş oluruz.

Programın adı “iktisat” yani “iktisat tarihi, iktisat teorisi,iktisat politikası,iktisadi gelişim ve uluslararası iktisat” gibi alt ana bilim dallarına ayrılmamış ve herkese ilk yıl makro iktisat , mikro iktisat,ve iktisadi araştırma yöntemleri derslerinin zorunlu olarak verildiği  bir program olan itü iktisat yüksek lisans programının benzerleri boğaziçi iktisat ,odtü iktisat yıldız teknik iktisat sabancı iktisat ,koç iktisat gibi bölümlerinde/üniversitelerinde bulunmaktadır.

Tavsiye edermiyim ?

Okumaya devam…

Ekonomistlere, İktisatçılara, İktisat öğrencilerine İnternette Faydalı ve Tavsiye Kaynaklar, Siteler

image

Gelişen ve değişen teknoloji ile tüketim kalıplarımız değiştiği gibi eğitim metodlarımızda değişmeye başladı. Örneğin akademik dergilerin neredeyse tamamı internet üzerinden abonelik sistemi ile çalışıyorlar. Akademisyenler seçtiği beğendiği ya da alanı ile ilgili makaleleri tek tek satın alabiliyorlar. Yani atıyorum bir dergide 30 tane makele çıkmışsa tümüne birlikte para vermeyip tekil alışveriş yapılıyor. Aynı  şekilde merkez kütüphaneler v.s de bu sistemle çalışmaya başladı. Benim bu yazı da ise genel olarak  iktisat, (ekonomi) Lisans, Yüksek Lisans (master) Doktora öğrencilerine yönelik intertet kaynaklarını göstermeye çalışacağım. İnternette yok yok. bedava, iktisat (ekonomi)  ders videoları, ücretsiz iktisat, (ekonomi) ders notları, iktisat, (ekonomi) ders kitaplar, sorular ,tavsiyeler,kitap önerileri kariyer tavsiyeleri v.s alabildiğince bol kaynak mevcut. Ancak malesef çoğu kaynak ingilizce bu açıdan ciddi akademik kariyer düşünen  iktisat öğrencilerine ilk ve en önemli tavsiyemiz daha doğrusu hocalarımızın tavsiyesi ve bizim ise  gördüğümüz zorunluluk ingilizce öğrenmektir. Bu önemli adımdan sonra bir kaç kaynağı sıralayalım ve bu yazının devamlı güncellenmeye çalışacağını belirtelim. Ayrıca okuyan arkadaşlarımız bizim atladığımız,bilmediğimiz ve öğrencilerin işine yarayacak,ilgisini çekecek tavsiye ve önerilerinizi yorumlar kısmına yazarlarsa seviniriz.

 

Okumaya devam…

Günde Kaç Saat Uyumalıyız ?

İnsanlık tarihinin en popüler sorularından biridir bu soru. Hakikatende öyle  diğer nimetler gibi uyku da çok büyük bir nimet. Kimi uyumak için uyanır kimi uyanık kalmak için uyur. Yani birinde mecburiyetten diğerinde zevkten. Bir çok bilim adamı alim mütefekkir uyku üzerine sözler söylemiş ideal uykunun miktarı hakkında bilgiler vermeye çalışmışlardır.

Kimi, başarının en önemli ayaklarından biri uyku düzeni ve az uyumaya bağlarken kimi ise insanın başına gelebilecek en önemli kötü alışkanlıklardan biri olarak görmüştür uykuyu. Peki insan kaç saat uyumalı günde ?

Bu soru aslında kişiden kişiye değişebilir. Kimisine 8-9 saat yetmezken kimisine 3-4 saat fazla fazla gelir. Hatta eskiler kamil insan olma vasfını şu güzel cümlelerle ifade ederken uyku da kensine yer bulur. Okumaya devam…

Kapitalizmin Metalaştırdığı Değerler{imiz}…!*

Kapitalizm öyle garip bir sistemdirki kar gelebilecek herşeyi satmak mübah görünür. Yahut biz öyle alglıyoruz. Manevi değerler alt üst olur her şey her an metalaşabilir.Marksist iktisatta “malların metalaşması” olarak adlandırılan benzer durum şöyle gelişir.

Kapitalist öncesi toplumlarda üretim sadece “kullanım değeri” için yapılırken işbölümü,uzmanlaşma,aşırı talep,artan verim,kar güdüsü,zenginlik hırsı v.s gibi sebeplerden artık üretim “değişim değeri” için yapılmaya başlanır. Yani eskiden anadoluda yaşayan bir amcamız  bahçesinde sadece kendisi için ürettiği domatesleri üretim araçlarına sahiplik ile birlikte üretimi büyük topraklarda yapmaya başlayıp artık istanbuldaki bir başkası için üretmeye başlıyorsa artık domates “mal” olmaktan çıkıp bir “meta” olmuştur/dönüşmüştür.Domates meta olduktan sonra o üretimi yapan “köylü amca” bir anda anadoluda “ağa” batıda  “burjuva” oluvermiştir. Bu metalaşma süreci tarihsel evrede bir çok şeyi değiştirmiş. Marx`ın en çok değindiği 3 argüman ise “paranın metalaşması” “emeğim metalaşması” “toprağın(üretim araçlarının) metalaşması”dır.  Süreç o kadar hızlı ve keskin ilerlemeye devam ederki artık bu durdurulamaz. Marx bunun durdurulmasının tek ve yegane yolunun işçi ayaklanması yahut teknik tabirle “proletarya devrimi” ile gerçekleşebileceğine inanmıştır. Hatta bunun çok yakın bir tarihte en fazla kapitalistleşmiş olarak gördüğü avrupada hususi ile ingilterede başlayacağını düşünmüştür. Fakat bu nafile bir düşünce olmuş ne kendi ömrü ne sonraki yüzyılda avrupada böyle bir devrim gerçekleşmemiş ancak devrim dışındaki diğer birçok analizi doğru çıkmıştır. Okumaya devam…

En büyük engelim internet !*

ilk bilgisayara 2004 yılı nisan ayında sahip olabilmiştim. Halbuki bilgisayara merakım çok daha öncelerine dayanır. Evde 90lı yıllara ait bilgisayar dergileri hala tozlu şekilde kendilerine kütüphanemde yer bulurlar .İnternet kafelerin istanbulda en son açıldığı yerlerden biri de bağcılardır. Hiç unutmam bakırköyde özgürlük caddesinin aşağı tarafında bir yerde  internet kafenin açıldığı duymuştum. Arkadaşlardan duyduğum kadarıyla onlarca bilgisayar parasıyla belli bir zaman kiralanabiliyormuş ve kimse karışmıyormuş.Hangi düğmesine basarsan bas ne yazarsan yaz, özgür ortammış vesselam. Çok hoşuma gitmişti bu fikir. Daha önce bilgisayar ile temasım daha doğrusu uzaktan görmüşlüğüm sadece üst katımızda oturan ve sadece tatillerde gelen bir üniversiteli abiyi fifa oynarken uzaktan seyretmek şeklinde olmuştu. Neyse  internet kafeye gitmeyi aklıma koymuştum. Bir arkadaş kafalasam hemen gidecektim ama kimsede böyle şeylere merak yok o zamanlar. Varsa yoksa “Sega” tarzı oyunlar. Bir kaç gün öğlen yemeği paramı biriktirip okuldan hemen sonra oraya gittim. Tabi o zamanlar hazırlık sınıfındayız yani yavaş yavaş ingilizce kelimeleri öğrenmiş cümle kurma dönemindeyiz bu açıdan internet denilen bu acip icad ile ecnebi memleketlerden insanlarla hususi ile bayan arkadaşlarla konuşma fırsatı vardı çoğumuz için. O zamana kadar “penfriend” adı altında olan mektup arkadaşlarımızdan aylarca mektup beklemek yerine anlık mesajlar alabiliyorduk ama ne tadı ne tuzu vardı bu işin. Hasılı gerek dergiler gerekse böyle internet merakı sayesinde bilgisayarı aldığımda kendi çapımda çoğu şeyi biliyordum. Bilgisayar aldıktan hemen sonra “buna bir de internet falan lazım” deyip koyulduk telekom`un kapısına… o zaman adsl bağlantısı henüz sadece isim olarak zikrediliyor ancak ortalıklarda pek görünmüyordu. Nedir hikmeti, nasıl bişidir derken kayıt olduk. Oradaki amcabey “iki üç aya yeni portlar açılacak sizi listeye yazdık” dedi.Ne büyük bahtiyardık telekomdan çıktığımızda babam ile birlikte. 3 ay sonra internetimiz olacaktı. Tabi ben vay anasını sayın seyirciler bu ne acip bişi böyle 3 ay sonra gelecek diye telekomdan gelecek telefonu beklemeye başladık. o zamanlar yanlış hatırlamıyorsam henüz özelleşmemişti telekom. (özelleştirmenin faydası). Her neyse internet gelene kadar bilgisayarda çeşitli programlar kur yükle falan filan uğraşır her gece de saçma sapan bir şekilde bilgisayarı baştan sona virüs taramasından geçirirdim :))) Neyse anlatacaklarım bunlar değil elbet..

Bilgisayarım olmadan önce ve sonra arasında karşılaştırmalar yapmak niyetiyle yazmaya başladım niyetimizi bozmadan devam edelim.

Bigisayarım yokken son 2 sene her gününü tek tek yazdığım günlüğüm vardı...Ama klasik “uyudum uyandım yedim içtim uyudum” tarzı değil günü ve yorumlamaya çalışan güncel olaylara temas eden,hatırda kalacak notlar tutan,bugün ne öğrendim kısmı olan,yanlışları işaretleyen bir günlük. Bilgisayar aldıktan sonra bir kaç ay zorla devam ettim sonra haftada bir yazmaya sonra sonra hepten bıraktım…öyle tatlı bir hatırası kaldısadece.

Bilgisayarım yokken seçtiğim yazarlar ve o yazarlara ait en önemli kitaplar vardı zihnimde ve defterimde. Bunların kendilerine has okunacak ayları vardı. Örneğin hiç unutmam John Stainbeck denilen amcanın ayı hazirandı fareler ve insanlar gazap üzümleri gibi kitaplarını o vakitlerde okuyor yazarın uslubunu,amacını v.s anlalamay çabalıyordum

Ezberlemem gereken şiirlerim,dualarım,sözlerim vardı… sonra ezberlenecek listelerim kayboldu sonra da ezberlediklerim. Çünkü artık hiç birine hitiyaç yoktu. Artık ADSL bağlantılı internetim vardı. hepsi biraz uzaktaydı.

Gazetede dergide çıkan ve hoşuma giden yazıları kesip bir yere saklama yahut çok hoşuma gidenleri panoma asma adetim vardı..

Günlük dışında hususi içimi dökmeye çalıştığım çizgisiz defterim vardı. Mahalleden bir arkadaşın abisi matbaacıydı ona özel olarak yaptırmıştım.

Eskiden uyumadan en son yaptığım şey kitap sayfasını zar zor kapatmak ya da kapatamadan uyuya kalmaktı. Ama şimdi “dur şunun fişini çıkarayım bataryası bozulmasın” sözü… ve şişik gözler…

Eskiden neyi araştırdğımı bilerek hareket ediyor ve sonunda istediğim bilgiyi geçte olsa alıyordum ve o bilgi benim oluyordu. Yani hem sindiriyor hem de hazmediyordum bilgiyi. Şimdi ise “vay bu da varmış aha bu da,şu da, bak ba burada da bu varmış” demekten başka bişi yapmıyor. sadece ve sadece aradığım bilgiye hızlıca ulaşıyor ancak bilgiyi sadece çiğniyorum yazıyorum ve sonra atıyorum. hiç bir zaman benim olmuoyor,olamıyor.

Eskiden arkadaşlarımın doğum günleri ajanda tarzı  günlüğümün sol ve sağ üst tarafta tarih yazan kısımda yazılı olurdu ve doğum günlerini tebrik etmeyi elimden geldiğince aksatmamaya çalışırdım. Şimdi ise  facebook ta “sizin şu elemanın 3 gün sonra doğum günü,iki gün sorna doğum günü, bugün doğum günü” şeklinde bayağı yapay sanal bir uyarım var. Ama içimden doğum günlerini kutlamak gelmiyor. çünkü o kadar bayağı kutlama arasında kaybolmak istemiyorum.

Haftalık kesinlikle bir kitap okur,köşesine berisine notlar yazardım. Şimdi daha fazla okuyor ve daha fazla yazıyorum ama gereksiz saçma sapan şeyleri okuyorum. Facebooktaki yorumları,okuyorum,msn deki geyikleri okuyup yazıyorum,alakasız haberleri okuyorum dinliyorum,farklı yerlere farklı ve bazen gereksiz şeyler yazıyorum. Nerede ne yazdığımı ne okuduğumu bir türlü bilmiyorum ama daha fazla sosyal daha fazla okur yazarım….

Artık tamamen malumat hamalıyım oysa  eskiden ise bilgi arayışçısı...

Eskiden yapmam gerekenler çok az ve netti. Şimdi ise, emaillerimi kontrol etmeliyim,facebookta hakkımda yazılanlara cevap vermeliyim,fotoğraf ekleyenlere yorum yapmalıyım,msn den çevrim dışı gönderilen mesajlara bahane sunmalıyım,teknoloji,ekonomi,siyaset,çevre,enerji,spor gibi konulara ayrılmış ayrı ayrı takip ettiğim sitelere girmek zorundayım…

Hasılı kelam anladım ki en büyük düşmanım internet….

*selami kardeşime ithaf olunur.