Yûsuf ile Züleyha: Kalbin Uzerinde Titreyen Hüzün

Önce söz vardı, hayat sonradan geldi.

Önce çile vardı ihsan arkadan geldi.

Önce iştiyak, arkadan sebat geldi……

….Kuyu.Zindan.Kuyu.Zindan.Önce çile arkadan ihsan.Züleyha vazgeçti mi maşukundan ?

Nazan Bekiroğlu`nun efsane kitabı böyle başlıyordu. 10 yıl önce ilk kez yayınlanan ve yayınlandığı günden beri ellerden düşmeyen, ellerden düşer düşmez; eş/dost/sevgili/arkadaşlara tavsiye için dillere düşen meşhur kitabı “Yûsuf ile Züleyha: kalbin üzerinde titreyen hüzün” isimli kitabından bahsediyorum.

“Görmekten sonra görülmek, aşkın ikinci merhalesiydi.” Okumaya devam…

Sokrates`in savunması,son dakikaları ve ölümü

Sokrates

sokratinsonu

  • İlk çağ heykel kalıntıları arasında bize kadar gelen büstüne bakılırsa Sokrat, Yakışıklı olmaktan çok uzak,bir filozof için bile aşırı çirkindi: Dazlak bir kafa,koca değirmi bir yüz,göz çukurlarına kaçmış sabit bkaışlı gözler,nice sofra sohbetlerine konu olan yassı,tumturaklı bir burunla bu baş, filozofların en ünlüsünün değil de sanki bir hamalındı.
  • Sokrat`ın nasıl bir hayat sürdüğü bilinmiyor. İş yaptığı duyulmamış,yarınını düşündüğü görüşmemiştir.
  • Karısı Ksantippe`ye göre, Sokrat, bir işe yaramaz tembelin biriydi.Ama ne derse desin, o da birçokları gibi Sokrat`a tutkundu. Kocası yetmişinde ölürken, Ksantippe de ardı sıra acı çekenler arasındaydı.
  • Öğrencilerinin en sevdikleri yanı, bilgeliğindeki alçak gönüllülüktü. Bilgeliğini öne sürmez sadece bilginin ardından seve seve koştuğunu söylerdi.Uğraşısını hiçbir çıkar gözetmeden amatörce sürdürdü.
  • Sokrat: “bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”
  • Zihin dönüp kendini incelemeye başlamadan gerçek felsefe yapılamaz. Sokrat bunu “Gnothi Seauton” –Kendini Tanı- sözleriyle belirtmiştir.
  • Sokrat`tan önce Thales,Heraklitus,Parmenides,Zeno,Pitagoras,Empedokles gibi büyük filozflar yetişmişti ma bunların çoğu doğa filozoflarıydı yani nesnelerin doğal yapısını (physis),maddelerin ve ölçülebilen dünyanın bileşkenlerini ve yasalarını araştırmışlardı. Sokrata göre bunlar hoş ve güzel şeylerdi, ama filozoflar  için bütün bu ağaçlardan taşlardan hatta yıldızlardan çok daha değerli bir konu vardı: AKIL !
  • Kendine özgü dinsel bir inancı vardı: Tek bir Tanrı`ya inanıyor;ölümün onu bütünüyle yok edemeyeceğine kendince güveniyor; sonsuza sürecek bir ahlak yasasının bu denli belşirsiz bir teoloji  üzerine kurulamayacağını da biliyordu.
  • Devlet yönetimi öyle bir iştir ki, insan aklı hiçbir zaman tam olarak buna yetmezdi en ince zekaların engel tanımayan düşüncesini gerektirirdi.
  • Bu düşüncesinden dolayı demokratların önderi Anitos ve Meletos Sokrat`ın ölmesi gerektiğini,böylesinin daha iyi olacağını düşündüler.
  • Felsefenin verdiği ilk şehit, savunmasında özgür düşüncenin haklarını ve zorunluluğunu açıklıyor, devlete karşı değerine sahip çıkıyor,her zaman hor görmüş olduğu kalabalıktan acıma dilenmeye yanaşmıyordu.
  • Sokrat`ın baldıran içerek ölmesine karar verildi. Dostları hapishaneye gelip onu kolayca kaçıracaklarını söylediler;Sokrat ile özgürlüğü arasına giren herkese para yedirmişlerdi.Ama o bunu kabul etmedi. Yaşı yetmişti ve artık ölmesi gerektiğini düşünmüştü belki de.Daha sonraya kalsaydı ölümü hiçbir işe yaramayabilirdi.Ağlayıp sızlayan dostlarına “kaygılanmayın” dedi. “gömdüğünüz sadece bedenimdir”
  • Eflatun bu sahneyi “Phaidon” adlı eserinde şöyle dile getirir:
    “Sözünü bitirince Sokrat ayağa kalktı. Yıkanmak üzere başka bir odaya geçti. Kriton bize kalmamızı söyleyerek arkasından gitti. Aramızda konuşulanları, konu dışına çıkmaksızın tekrar tekrar gözden geçirdik. Aynı zamanda, içine düştüğümüz felaketin büyüklüğü üzerinde konuşarak onu bekledik. Gerçektende babasız kaldığımız hissediyorduk, bundan böyle yetimler gibi yaşayacaktık! Yıkandıktan sonra, yanına çocukları getirildi. Onun henüz ikisi küçük, biri büyük üç çocuğu vardı. Yakınlarından kadınlarda geldiler, Kriton`yanında, kendilerine öğütler vererek onlarla konuştu.Sonra kadın ve çocuklara çekilip gitmelerini söyledi. Sokrat içeride çok kalmıştı. Yıkanıp gelince, oturdu. Bundan sonra konuşma pek kısa sürdü, çünkü Onbirler`in uşağı önüne dikilmişti. “Sokrat “ dedi, uşak: “Başkalarına ettiğim sitemi, doğrusu sana edemem. `Hakimlerin buyruğu olan bu zehri, içeceksiniz,`dediğim zaman, bana kızıp güceniyorlar, beni lanetliyorlar. Başka başka fırsatlarda olduğu gibi onların aksine olarak, senin yiğit ve yumuşak huylu be şimdiye kadar buraya gelenlerin en iyisi olduğunu, buraya geleliden beri anlamakta gecikmedim. Şimdi bile buna kızıp gücenmediğimden eminim. Sen onları, buna sebep olanları pek iyi tanırsın; onlara kızıyorsun; haydi Allaha ısmarladık, alın yazın neyse o olur; elinden geldiği kadar dayanıklı ol!” (döner dönmez gözlerinden acı yaşlar döküldü)O zaman Sokrat ona bakarak: “Sana da Allaha ısmarladık, dediğini yapacağım” dedi. Sonra bizlere dönerek ilave etti: “ Ne ince duygu var şu adamda! Burada bulunduğum sürece beni görmeye, benimle ara sıra konulmaya geldi.İnsanların en iyisiydi o; şimdi de ne kadar temiz ve açık yürekli, benim için ağlıyor! Haydi bakalım, Kriton sözünü dinleyelim. Ezilmişse, zehri getirin, değilse ezin!”
    Kriton ona karşılık verdi “Fakat aldanmıyorsam, Sokrat: güneş henüz dağların tepesinde; daha batmadı. Başkalarının da buyruktan pek çok sonra, iyice yiyip içtikten, hatta bazılarının sevdikleriyle baş başa kaldıktan, seviştikten sonra zehri içtiklerini biliyorum. Acele etme daha vakit var!”
    Sokrat: “ pek tabii, Kriton” dedi.”Sözünü ettiğin adamların, senin bu dediğini yapmaları, bunu bir kazan saymalarındandır. Bana gelince böyle bir şey yapmamam pek yerindedir. Çünkü zehri biraz geç içmekle, sanırım kazanacağım bir şey yok; böylece hayata bağlanmakla, artık bir şey kalmadığı halde onu korumak ve esirgemekle, kendi kendime gülünç olurum. Artık konuştuğumuz yeter, haydi sözümü dinle,dediğimi yap.”
    Bu sözler üzerine Kriton yanında duran kölesine işaret etti. Köle dışarı çıktı ve biraz kaldıktan sonra zehri verecek olanla birlikte içeri girdi. Zehri bir kap içinde ezilmiş olarak getiriyordu. Sokrat adamı görünce “Ee, dostum,” dedi. “Sen bu işleri iyi bilirsin,söyle bakalım,ne yapmam gerek?”
    Zehri veren: “ çok bir şey değil, yalnız içtikten sonra bacaklarına bir ağırlık duyuncaya kadar gez,sonra da uzan yat, böylelikle etkisini gösterir,” dedi ve hemen kabı uzattı. Sokrat, eşsiz bir sükunetle, titremeksizin, bet beniz atmaksızın aldı. Ekhekrates, o bildiğim boğa  bakışıyla adama bakarak: “ Ne dersin,” dedi, “Bu içkinin birazını,bir tanrının üzerine dökmeme izin var mı, yok mu ?”
    Zehri veren: “Sokrat,” dedi. “ Biz ondan ancak bir içimlik eziyoruz.”
    Sokrat da: “Anlıyorum,” diye karşılık verdi. “Hiç değilse bu dünyadan ötekine göçerken bunu kolaylaştırmaları için tanrılara yalvarılır, yalvarmak bir görev bile. Benimde onlardan isteğim bu. Dileğimi yerine getirirler mi ? Benim duam işte: Tanrı kabul etsin:” Bunları söyler söylemez durmadan,irkilmeden,tiksinmeden dibine kadar içti.
    O ana kadar ağlamamak için elimizden geleni yapmıştık.Ama içtiğini,içip bitirdiğini görünce kendimizi tutamadık. Ben de dayanamadım, gözyaşlarım seller gibi boşanıverdi. Yüzüm örtülü,iki büklüm, kendim için (muhakkak onun için değildi) evet, böyle bir arkadaştan mahrum olan kendim için, kendi felaketim için ağlıyordum. Hatta benden çok önce Kriton da gözyaşlarını tutamaz bir halde kendini dışarı dar atmıştı.  Hiç durmadan Apollodoras`a gelince,  o da acısından, öfkesinden bağırıp çağırmaya başladı. Bunlar Sokrat`tan başka orada bulunan herkesin yüreğini parçaladı. O zaman Sokrat bağırarak. “ ne yapıyorsunuz, dostlar ?” dedi, “Amma tuhafsınız, kadınları yollayışım en çok bunun içindi, onların bu gibi ölçüsüzlüklerini önlemek içindi. Sakin olunuz, metin olunuz.” Bu sitemleri işiterek, utancımızdan kızardık ve ağlamamak için kendimizi zor tuttuk.
    Ona gelince: Biraz dolaştıktan sonra bacaklarının ağırlaştığını söyledi. Adamın ona salık verdiği gibi, arkası üstü uzanıp yattı. Aynı zamanda zehri vermiş olan adam, eliyle ayaklarına ve bacaklarına dokunarak ara sıra onları yokluyordu. Sonra ayağını kuvvetlice sıkarak, bir şey duyup duymadığını sordu ona. Sokrat : “ Hayır,” dedi; bundan sonra adam, bacaklarının aşağısını sıktı ve ellerini daha yukarıya götürerek, vücudunun soğuyup katılaştığını bize gösterdi. Ona tekrar dokunarak, soğukluk kalbe gelince Sokrat`ın öleceğini söyledi. Karnının altı aşağı yukarı çoktan soğumuştu bile. Sokrat örttüğü yüzünü açtığı vakit şu son sözlerini söyledi:
    “Asklepios`a bir horoz adadık, onu yerine getir, unutma!”
    Kriton: “Peki,olur,” dedi, “Ama bize başka bir diyeceğin yok mu ?” Bu soruya artık karşılık vermedi. Biraz sonra bir kıpırdanma ve silkinme oldu. Adam örtüsünü açtı: Gözleri dikilmişti. Bunu görünce ,Kriton ağzını ve gözlerini kapadı.
    İşte, Ekhekrates dostumuz, diyebiliriz ki zamanımızda, bizim tanıdığımız insanların arasında, en bilgini ve en doğrusu olan bu adam böyle öldü.

Okumaya devam…

Ağustos Okumaları ve Değerlendirmeleri

Henüz daha bir kaç gün oldu rekor tatilimden döneli. Uzun bir süredir siteye gelen yorumları onaylamak dışında site ile ilgili bişi yapmıyordum. Soru soran/sataşan arkadaşlar cevap veremediğim inşallah kusuruma bakmazlar çünkü çok kısıtlı internet erişimim vardı. Hatta ve hatta genel olarak internet ile ilgili hiç birşey yapmadım desem yeridir… Bu yıl ağustos ayında 10 gün olarak planladığım tatil annemin ve babamın ve dahi diğer akrabaların yoğun ısrarları sonucu 35 güne kadar çıkınca son 6 yılın tatil rekorunu kırmış oldum. Rekoru şöyle anlatsam daha  anlamlı olur. Son altı yılda toplam olarak 35 gün tatil yapmamıştım :) Bu zaman zarfında bazı kitapları iki kere okuma fırsatı buldum. Malum köy yerinde dağ taş tarla gezmek dışında en iyi alternatif serin havada kitap okumak oluyor.Köyde kitap okudğum vakitlerde büyük insanlar neden böyle şehirden insanlardan uzaklara gidip bi başlarına düşünce dünyasına daldıklarını daha iyi anladım. Köye gitmeden önce Ağustos ayını kendi çapımda liberalizm,demokrasi,hürriyet gibi kavramları anlama ayı olarak ilan etmiştim. Bu açıdan aşağıda ağustos ayında okuğum kitapların bir değerlendirmesini yapmak yerinde olur diye düşündüm belki bu işe kalkışacak arkadaşlara bir faydası olur.Ayrıca aşağıdaki kitapları okumadan önce şu kitapların okunması da önemle tavsiye edilir:

  • John Stuart Mill`in “Özgürlük Üstüne”
  • John Locke`un “Hoşgörü Üstüne Bir Mektup”
  • Atilla Yayla`nın “Liberalizm”

kitapları konuların anlaşılması ve oturması için yerinde olabilir.

Okumaya devam…