21.Yüzyılın Vebası: Enaniyet
19.ve 20.yüzyılların en önemli hastalığı kuşkusuz “aklı ilahlaştırmak”tı. Pozitivizm tüm dünyada alıp başını gidiyordu. Marksizminde etkisiyle kendisini iyice sağlamlaştırıyor ve tüm dünyada makes buluyordu.
21.yüzyılın hastalığı ise biraz şekil değiştirerek “enaniyet” oluveriyordu.Bu yüzyılda madde, manayı çepe çevre sarmalıyor, mana bu kalın duvarlar arasında yaşam mücadelesi veriyordu.Mana`nın maddeye yedirilme çalışmalarının en önemli ayaklarından biri bireycilikti(Individualism).
Önceki yüzyıllarda bir hastalık sayılabilecek bir çok hal ve tavır günümüzde meşru hatta taktir edilecek bir hedef haline getiriliyordu. Mesela eskiden bir toplumda “benim gücüm her şeye yeter,herşeyi başarabilirim,öyleyim böyleyim” diyen biri “hasta” olarak algılanırken bugün kişisel gelişim adı altında rol model olarak sunuluyor.
Eskilerin buna kısaca “enaniyet” dediğini biliyoruz, günümüzde ise daha çok “egoizm” “kibir” “megaloman” “kendini beğenmiş” gibi kelimelerle ifade ediliyor.Yine eskiler “ene”yi(ben) “hiçbir şey” olarak ifade ederken günümüzde “ene” birazda makyajlanarak artık “her şey” olmuştur.
Böylece bizler eneyi zirveleştirip merkeze kendimizi koyup dünyayı kendi etramızda döndürmeye başlıyoruz. Oysa yüzyıllar evvel Kopernik evren merkezinde dünya yani insan değil güneş olduğunu ve dünya ve diğer gezegenlerin güneş etrafında döndüğünü müthiş bir tevazu ile açıklamıştı.Ancak yıllar geçtikçe koperniğin pabuçu dama atılmış güneş yerine kendini koyan insanlar sayesinde kemikleri sızlar durur olmuştur…
Kopernik yüzyıllar önce tüm ömrünü vererek bu işi açıklamayı başarmışsa da çevremizdeki ya da en azında
bir zamanlar çevremizde olan insanlar o kadar kendilerini beğeniyor,o kadar kendilerini uzayın merkezine yerleştiriyorlarki insan bazen şaşırıp kalıyor.Bu merkeze yerleştirme işlemi sonucu elbette kendi iç muhasebe sistemi kurulamıyor…“acaba nerede hata yaptım ? hatalı mıyım ? nerede kırdım? kırdım mı ?” gibi sorular asla etraflarına uğramıyor hatta ve hatta “ben hata yapar mıyım ? ” sorusu bile yok ortalıkta. Enaniyetin zirve yaptığı kibir ve kendini beğenmişliğin adeta heykelleştiği bu insanlar çevremizdeler. Ancak böyle insanlar yavaş yavaş yalnız kalmaya mahkumdurlar çünkü kendilerini güneş yerine koyan bu tipler başka bir güneş istemez ancak etki altına alabilecek,çevrelerinde dönüp duracak,zayıf ve cılız bir karaktere sahip üç beş gezegen(insan) bulabilirler hepsi bu.
Çünkü bu tipler “ben olmazsam olmaz bu iş”, “bensiz yapamaz(lar)”,”bana muhtaçlar” gibi hastalıklı düşünceleri hayat felsefesi haline getirmişlerdir. Halbuki onlarsız birçok iş olabileceği gibi onlarsız daha da güzel olduğu sayısız örnekler vardır.
Böyleleri ufacık menfaat için bir başkasına gelebilecek dev zararları hiç umursamazlar,umursayamazlar.Onlara kızmamamız lazım çünkü böyle yetişmiş böyle büyümüş ve karekterleri böyle oluşmuştur.Dolayısı ile karekterlerinin gereğini yerine getirenlere neden kızacakmışız ? Ne haddimize ? Zaten en ufak bir karşı çıkma,ters birşey söyleme onları sizden uzaklaştırır ve yine o minik dünyalarıyla baş başa kalırlar.
Ve durmadan yine aynı fasid daire içinde “nerede bu insanlar?” “neden hep yanlış yapıyorlar” “ben burada olduğum halde onlar neredeler ?” gibi sorular sorarak ömürlerini geçirirler…asla ama asla “acaba bir hata yapmış olabilir miyim” sorusu onların semtlerine uğramaz…uğrayamaz…
Son Yorumlar