ABD Faiz Oranları [ve Etkileri] Üzerine

dsadsada

2006’dan beri ABD faiz oranlarının ilk kez arttılması küresel ekonomi için hayati önemde bir dönemi ifade eder. Bu, Allianz’in ekonomi  baş danışmanı Mohamed El-Erian’nın ifade ettiği üzere tüm bölge ve finansal piyasalara etki eden  “büyük politika ayrışması”nı başlatıyor.  Etki özellikle döviz kurlarının  ABD’deki artan dolar değeri ve daralan likitidiye karşı çok hassas olan yükselen ekonomilerde güçlü hissedilecektir. Dünyanın en önemli ekonomistleri ve politika yapıcılarından olan Project Syndicate yorumcuları bu mevzuyu dört geniş açıdan incelediler.

[Faiz arttırımının] ABD para politikasına kısa ve uzun dönemli etkisi ne olacaktır ?

FED liderleri mütemadiyen şunu şöyledirler: bizler faiz oranlarını daha önceki parasal daralmada yapılanın aksine çok daha yavaş şekilde yükseltmeyi planlıyoruz. Merkez bankacılarından gelen böylesi bir teminat her daim güvenilebilir değildir. Fakat FED başkanı Janet Yellen’in hareketin eskiye nazaran daha yavaş olacağı taahhüdü itibar edilebilir. Çünkü FED enflasyonu yükseltmesi için gerçekten zorlandı ve %2 oranından çok daha aşağıya düşmeyeceği garanti edildi.

Nobel ödüllü Joseph Stiglitz hızlı daralma olasığılının azalacağına dair daha ileri kanıtlar sunuyor. Enflasyonu kontrol etmeyi denemekten daha ziyade, Stiglitze göre, şuanda FED’in asıl çekingesi işsizliği azaltmak ve eşitsizlik ile mücadele etmek olmalıdır. Bunu yapmak için FED, ABD ekonomisini kolay para ile canlandırmaya devam etmeli. FED’in henüz açıkladığı artış çeyrek puanlık bile olsa, Stiglitze göre bu tehlikeli ve zamansız (zamanından önce) bir hareket.

Dahası, FED, ABD ekonomisini yönetmesi  kanuni sorumluluğundayken  [aynı zamanda]  FED, liderliğinde alınan kararların uluslararası etkisininin de farkındadır. Dolayısı ile küresel borç krizleri üzerine otorite olarak bilinen Harvard’dan Carmen Reinhart yükselen ekonomilere verilecen büyük yıkımdan kaçınmak için  FED’in tedriciliğin yanında olacağına inanıyor. Benzer bir argümanla, Berkeley Üniversitesi’nden iktisat tarihçisi Barry Eichengreen da ABD para politikasının etkin bir şekilde Çin menşeili olduğu görüşünde. Çünkü Çin’in [para birimi olan] renminbi’ye istikrar kazandırma gayreti zaten ABD para durumunu  16 Aralıktaki beklenen çeyrek puanlık artışa denk şekilde daraltı.

 Tedricilik doğru bir yaklaşım mı ?

 Stiglitz’e benzer şekilde UNCTAD’dan Richard Kozul-Wright, faiz arttırımının zamansız olduğunu iddia ediyor. Aslında Kozul-Wright herhangi bir daralmanın karşısında: şayet FED’in artan faiz oranlarını takip ederse, bu hususiyle yükselen ekonomilere olmak üzere küresel ekonomi adına  çok ciddi sorunlara neden olabilir. Çünkü bu ekonomilerin hane halklarının, bankalarının, işletmelerinin ve hükümetlerinin tsunami etkisi gösterebilecek çok büyük borçları var.

Fakat finansal istikrardaki riske odaklanan birçok iktisatçı FED’in daraltıcı oranları çok daha önceden yapması gerektiğine inanıyor ve FED’in hali hazırda planlanandan daha hızlı bir şekilde hareket etmeye ihtiyacı olduğu görüşündeler. Harvard üniversitesinden Gita Göpinath dolar avuntusu olarak adlandırdığı ve ABD politika belirleyicilerin doların fazla değerlendiğine dair gereksiz endişesi nedeniyle  enflasyonla mücadele zorunluluğundan ayrılınmasına karşı çıkıyor. Benzer bir şekilde, Morgan Stanley’in eski baş iktisatçısı Stephen S. Roach da FED’in düşük faiz oranında çok uzun süre kalarak zaten hali hazırda ölümcül bir hata yaptığını savunanlardan.

 İngiltere merkez bankası eski başkan yardımcısı Howard Davies ise enflasyonun hedefleninden düşük seviyede olmasına rağmen kredi patlamasına karşılık faiz arttırımının savunulabilir olduğuna dikkat çekiyor. Nobel ödüllü Robert Shiller da bu fikre katılıyor ve aşırı düşük faiz oranlarının emlak piyasası, hisse senedi piyasası ve uzun dönem bono piyasası gibi varlık piyasalarının aşırı ısınmasına neden olduğunu ve bunun da yeni biri düzeltmeye ve bir başka ekonomik krize neden olabileceği uyarısında bulunuyor.

 Tüm bunların hepsini göz önüne alındığıda, IMF eski baş ekonomisti Kenneth Rogoff FED’in her iki farklı yönden de ateş altında olduğunu ifade edip,  makul bir dataltıcı para politikasının doğru olabileceği görüşünde. Rogoff, ABD faiz oranlarının birkaç çeyrek puanlık artıştan sonra bile düşük kalacağına dikkat çekiyor.  Parasal daralmanın gerçek riski siyasidir diyen Rogoff, “FED arttırmaya başlarsa  gelecek altı ay içerisinde ekonomide olacak her kötü şey için istisnasız FED suçlanacaktır, ki bu da ABD başkanlık seçimlerinin yapılacağı yıl ile çakışacak.

 Rogoff’a katılıyorum. FED’in oranın hareketi küresel olarak bekleniyordu ve  bunun çok az bir finansal ve ekonomik etkisi olacaktır. Para politikasının normalleşmeye başladığına dair algı yatırımcıların ve iş adamlarına tekrar güven kazandırmada yardımcı olacaktır. Dolayısı ile bu algı 2008 finansal krizin zor kaybolacağa benzeyen hatıraların yok olmasına da yardımcı olacaktır.

 Kazananlar ve kaybedenler.

 FED faiz artışının ana etkileri Amerikanın dışında olacağına İktisatçıların neredeyse tamamı hem fikir. Harvard’dan Jeffrey Frankel, başta 1982 ve 1994 deki krizler olmak üzere FED’in daraltıcı politikası gelişmekte olan üklelerde finansal krizlere zemin  hazırlamasından ve geçmiş tecrübelerin muhtemel tekrarı endişesini dile getiriyor.

 Birleşmiş Milletler Ekonomi İlişkileri eski sekteri Jose Antonio Ocampo ise asıl önemli problemin doların dominant reserv para birimi olduğunu görüyor ki bu da yükselen ekonomilerdeki para politikasının çok daha fazlaca ABD tarafından etkilenmesi demektir. Ancak, Çin Sosyal Bilimler Akademisinde Küresel Ekonomi Direktörü olan Yü Yongding,  gelecekte IMF’nin SDR değerlemesinde kullandığı reserve kurları sepetine Çin [para birimi] renminbi’sininin dahil olmasının bu kırılganlığı azaltacağını görüşünde.

Kısa dönemli bile olsa SDR’a kabul ,Çin’in Ağustostaki döviz ayarlamasının büyük bir devalüasyonun başlangıcı olmadığını piyasaları inandırmaya yardımcı olabilir. Kore Universitesi Asya Araştırmaları Enstitüsü direktörü  Lee Jong-Wha’a göre bu diğer yükselen [ülke] piyasaları döviz kurlarındaki baskıyı azaltır. 2008 finansal kriz tahmin etmesiyle ünlü Nouriel Roubini buna katılıyor ve ekliyor; “bir düzeltme hali hazırda yükselen piyasalarda ortaya çıkmıştı [dolayısıyla]  FED’in hareket ettiğinde ileri bir ayarlama  ihtiyacını sınırlar.

 Project Syndicate yazarlarınn çoğu,  Stiglitz istisna,  ABD ve Avrupa noktasında  ABD’nin ilk kez faiz arttırımının direk olarak çok az bir ekonomik etkisi olacağına inanıyor. Shiller ve Roach’nin gelişmiş ülkelerdeki çoğalan borç ve yükselen varlık fiyatlarına dair ciddi endişelerini ifade etmelerine rağmen hem Roubini hem de Berkeley’den Brad DeLong finansal istikrarsızlık noktasında endişeye mahal olmadığı görüşündeler. Çünkü FED’ın daraltıcı politikalara başladığında bile faiz oranları tarihsel standart düzeyindeki gibi yılarca düşük kalacak.

 Sıfır faiz oranından çıkarılacak dersler

 Stiglitz FED’i yasal zorunluluğu olan maksimum istihdam’ı görmezden gelip artık çok fazla ehemmiyeti olmayan enflasyona odaklandığı için eleştiriyor. Buna karşın, ben FED’in isabetli şekilde enflasyon hedeflemesini terk ettiğini düşünüyor ve dolayısıyla Keynesyen vurguya tekrar dönüş yaparak parasalcılığı toprağa gömüp işsizliği düşürmeyi hedeflediğine inanıyorum ki bu yüksek enflasyon manasına gelse bile.

 Buna karşın DeLong beş yıllır devam eden sıfır faiz [politikasının] durgunluğu son erdirmede başarısız olduğunu iddia ediyor ve FED’in etkili bir şekilde terk ettiği şeyin hızlanan ekonomik büyüme umudundan başka birşey olmadığına inanıyor. Çok düşük faiz oranlarının, belli şartlar altında, büyüme ve yatırımı frenleyeceği gibi spekülatif temelsiz teorilere çok fazla ehemmiyet vermek yerine, FED daha kararlı bir şekilde  sıfır ve hatta negatif faiz oranlarıda görevini yapmalıydı.

 Institute for New Economic Thinking başkanı Adair Turner daha radikal politikalara ihtiyaç var fikrinin doğru olduğunu düşünüyor. Durgunluğun üstesinden gelebilmek için hükümet  daha fazla bütçe açığı vermeli ve ve bunu direk para basarak finanse etmelidir. Finansal krizlerin bertaraf edilmesi için bankalar tarafından oluşturulan kredilerin direk kontrol edilmesi gereklidir ve belki de iş dünyasının sermaye piyaları aracılığıyla direk olarak tasarruf sahiplerinden borçlanlası lehine tamamen engellenmelidir

Para politikasının (başarabilmek için katı düzenlemelere ihtiyacı olan) finansal istikrardan  daha ziyade iktisadi büyümeye odaklanması gerektiği fikrine neredeyse yazarların tamamı katılıyor. Shiller ve Roach gibi Davies de bu fikre karşı, fakat kredi balonlarını engellemek için daraltılmış para politikası durumunda büyümenin nasıl arttırılabileceğini açıklamada başarılı değiller.

Aynı zamanda, dünyanın durgunluktan çıkmak için daha ileri parasal genişlemenin gerekli olduğuna inanan iktisatçılar başka yerlere bakmalılar. Onlar umutlarını Fudan Üniversitesi’nden Zhang Jun‘a göre para politikasının çok daha genişleyeceği Çin’e ya da Avrupa merkez bankası başkanı Mario Draghi’ye göre  Avrupa merkez bankasının artan oranda güçlü canlandırma sağladıkça parasal birliğin derin siyasi birliğe evrileceği bir Avrupaya bağlayabilirler.

Radikal para politikası tecrübesinin görülebileceği son kale Japonyadır. Başbakan Shınzo Abe’nin ekonomi baş danışmanı Koichi Hamada’nın “Para politikasının önemsiz olduğuna dair inanış iktisadi tarihin en tehlikeli fikridir.” hatırlatması ABD tecrübesi gerçekleşirken çok daha anlamlı olduğu anlaşılıyor.

Bu ceviri ilk kez Liber+ dergisinde yayinlanmistir.

Yazının Orjinal Hali: On US Interest Rates

Comments

comments

Fatih Kansoy

Bayburt sonra Bağcılar sonra Güngören daha sonra İstanbul Universitesi ardından Marmara Universitesi daha sonra ITU ve bakti bu is Turkiye de olmuyor yeni adres Londra Üniversitesi ve Warwick Üniversitesi tekrar biraz Bayburt/İstanbul ve hemen sonra Essex Üniversitesi ve halı hazırda Nottingham Üniversitesi. Özetle Bayburt-İstanbul-Londra-Coventry-Colchester-Nottingham

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir