Biz ilk okuldayken….
Okulumuzda kalemi güçlü arkadaşlardan ismini bilmediğim spring_2 ara ara güzel yazılar yazıyor miibf sitesine son yazısında aldı beni götürdü taa ilkokul sıralarına…
Yazı o kadarhoş ki,
Gerçekten sanki o sıra dayağı hengamesinde hissettim kendimi. Bazen ismi yazılan haylaz,bazen sınıf başkanı,bazen suçsuz profilindeydim cümlelerin arasında.
Garip bir durumdu bizimkisi de 100 üzerinde sınıf mevcudu, beşerli, dörderli sıralar bir kaç adet üçerli sıra, üçerli sıralarda babası öğretmen olanlar ya da boyna öğretmene yoğun markaj uygulayan,cicili bicili hediyeler alan velilerin öğrencileri otururdu.
Tahtannı bir tarafında çarpma işlemleri diğer tarafında hecelemeyi öğreten yazılar. hala okumayı sökmeyenler için.
Potansiyel dayak yemeyi bekleyen “tembeller sırası” ile her daim suçsuz profili çizen ama gıcık tiplerin bolca bulunduğu cam kenarında ki ”çalışkanlar sırası”. ayrılıkçı zihniyet ta bu yaşta bize verilmişti.
Maçlara çalışkanlar sırasından tek ben katılırdım ne enteresan karşılanırdı diğer “çalışkan” arkadaşlar tarafından. İşin ilginç bir diğer yanı sınıfta kaç kişi dövemediğimi hesaplıyordum her yıl
en son hatırladığım altıydı abdülhamit,hasan,süleyman hatırlayıpta dövemediklerim bunlardı
100 e yaklaşan mevcut içerisinde bu çok iyi bir rakam
bu sınıflandırmayı neden yapmışım hala anlamış değilim. Halbuki çokta kavgacı biri değildim. Dedimya garipti bizim ilkokul
Ne kadar enteresandı hocalarımız… kanı yerinde durmayan onlarca çocuğu ufacık bir yere sıkıştıracan,öğretmenler odasında sigara içip gazete okuyacaksın ve derse 15-20 dakika geç kalacaksın sonra bu zaman zarfında öğrencilerin çıt çıkarmamasını yahut “çiçek olma“sını bekleyeceksin aksi halde “haydar”(sopanın adı) ile canlarını acıtacaksın…
Her gün ilk iki ders gazete okuyan ve ilk dört senemizin hocasından mı bahsetsem,beşinci sınıfta gelen ve sadece tarih dersi gösteren ve diğer dersleri de tarih dersine göre belirleyen hocamızımı anlatsam, ya birinci ve ikinci sınıftayken “beslenme dersinde” beşinci sınıfların gelip beslenme çantalarımızdaki yumurtaları ekmekleri gibi bilumum gıda maddelerini talan etmesinimi anlatsam bilmiyorum kimse inanır mı ? evet resmen talan ediyorlardı. Nacizane beslenme çantasını boynuna asarak ve ufak boğuşmalarla aç kalmaktan kurtuluyordum…
Bir anda koyu karanlık sınıfa götürdün beni spring…
“Bizim kızın gözleri iyi görmüyor” deyip ön sıralarda yer kapma yarışı yapan velileri hiç anlatmayayım.
Annem öğretmene “bu çocuk hiç ders çalışmıyor neden ödev vermiyorsunuz” demesi, taktir belgesi kıtlığı yaşandığı için fotokopi olarak verilmesi,birinci sınıfta veli torpili ile ikinci sınıfta güzel yazı ile üçüncü sınıfta çarpım tablosunu en hızlı okumaya göre,dördüncü sınıfta fen dersini en iyi anlamaya göre sınıf başkanlarının seçildiğini bugün gibi hatırlıyorum
. Burada anti parantez belirteyim üç
ve dörte nacizane başkandık.
Peki bütün bunlar bize ne kazandırdı ? Bilinmez. Belki girişken olmayı,hakkını yedirmemeyi,mücadele etmeyi,bazen sabretmeyi, ya da aşağılanmaya alışmayı,vurdumduymazlığı, okuldan nefret etmeyi…
Evet nefret etmeyi… sınıfın en çalışkanları arasında olmama rağmen her gün sabah “keşke şu okul yıkılsa” ya da mevsim ayırtetmeksizin “kar yağsa” diye dua eden bir öğrenci elbette nefret ediyordur okulundan…
Bütün bunlara rağmen boş kutu kola ile maç yapıp havadan gelen tenekeye kafa atıp anlımızı yarmamızı,kızlarla yakalamaç oynamamızı ve bizi bütün tenefüsler dahail bir türlü yakalayamamalarını,ders paydos zilini saniye saniye hesapladıklarımızı ve hep bir ağızdan üçççççççççççç ikiiiiiiiii birrrrrrrr diyişlerimizi,sene sonunda “akdeniz karadeniz karneleri isteri karneleri vermezse öğretmeni döveriz” tezahuratını tüm sınıfça yapışımızı,aidatını vermeyene karne yok diyen müdürümüzü,yanmayan kaloriferimizi,yandığı zaman sınıfı su deryasi götüren kaloriferimizi, sınıf kavgalarını,andımızı okurken gururlanmamızı hatırladıkça
hey gidi günler diyorum…

Beslenme getir(e)meyenleri unutmu?sunuz(eta?firullah, de?inmemi?siniz) abi. Onada acizane deyinmek isterim. **Hasan ve Hüseyin bunlar gerçek olmayan isimler**
Hasan benim annem beslenmemi haz?rlamam?s, birlikte yesek olur mu?
Hasan biraz dü?ünür.. sonra onay verir. verir ama içi gider.
Tabi buyur!!!… Hüseyin
beraberce beslenmedeki (küflü lor, ya? ve yumurta) bulunur..yumurta ne alakaysa.. her neyse…
Bunlar? ö?üdürken aralar?nda genelde ?öyle konu?ma geçer: Hüseyin bak bugün ben getirdim yar?nda sen getir beraber yiyelim. der..
Tabi Hasanc?m o nedemek -latife yapar- sen yeter ki iste… ne istersin soyle anneme söyliyim ondan beslenmeme koysun. Hasan dü?ünür…….. farketmez ne olursa..
Ertesigün hüseyin yine getirmez -zaten okula hiç beslenme getirmemi?ti ki-
Ö?retmen: Hadi çocuklar beslenmelerinizi ç?kar?n. der..
Hasan sevinerek Hüseyin’in yan?na ko?ar.. ko?ar ama neyle kar??la?aca??n?n fark?nda olmadan ko?ar.
Ve gördü?ü manzara kar??s?nda biraz üzülsede
Hüseyin’i teselli etmesi çok ders vericidir.
Olsun Hüseyin gel bak ben ekmek aras? bir?eyler yiyecem berabe yiyelim.der ve beraberce yerler…
Hasan Hüseyin’in yoksul oldu?unu bildi?i için o bir?eyler getiremez dü?üncesiyle ekmek aras? haz?rlatm??… bu olayda bize payla?man?n ve arkada?l???n ne demek oldu?unu Ö?ÜTlüyorr.