Gurbette Bayram Nasıl Geçer ?

tren

Gurbette bayram nasıl geçer ? Bayram gurbet diyarına hiç uğramazki nasıl geçtiğini bilelim..Sadece takvimlerin söylediği ve eski hatıraların süslediği günlerdir gurbette bayram..Soğuk takvim yaprağındaki anlamından biraz ileri götürmek istersin; yapamazsın,yeltenirsin; bir kanadın kırık şekilde döner pes edersin.. Bayram dersin vatan dersin sonra yüreğindeki yangınla bi başına kalıverirsin…İçine akıttığın göz yaşları ile söndürmek istersin yürekteki bu yangını heyhat yoğun alevin üstüne musluk suyu akınca ateşin iyice alevlenmesi gibi yüreğindeki yangın büyür,büyürde sadece seni yakar…Gurbette bayram kalabalıklar içinde yapayalnız bir o yana bir bu yana savrulmaktır. El öpecek bir büyük, ziyaret edecek bir mezar ,başı okşanacak küçük bir kardeş, hal hatır sorulacak arkadaş arar,ararsında  bulamadan döner o sarsıcı “ahhh”ı çekersin. Sonra dönüp bakar ve anlarsın tüm hüzünlü gurbette olanların neler çekildiğini.

Gurbette ilk bayram böyle geçti…sadece geçti, güzel hiç birşey bırakmadı sadece aldı götürdü. Okumaya devam…

Istanbul and London or IstanbuLondon

londonkkk

There is no doubt Istanbul  and London are the most popular cities in the world. These cities offer lots of opportunities to their settlement such as historical, cultural and entertainment opportunities. That`s why more than ten millions people choose to live there. A comparison of different features of Istanbul and London reveals several similarities like historical background, cultural and educational opportunities but many differences such as living costs and population.

A major similarity between Istanbul and London is historical features. At first glance, if anyone takes a walk around these cities, he or she will be able to see undoubtedly a great number of historical places.  First of all, I would like to begin with their establishment dates. In 5000 BC Istanbul was established by Byzas, who was a Greek colonist; similarly London was founded in 100BC by the Romans. For these reasons Istanbul and London have different exciting palaces, government buildings, mosques and cathedrals. Two examples of these palaces are Topkapı Palace in Istanbul and Buckingham Palace in London. These two buildings were the center of government of the states. Besides of palaces for instance, Istanbul has Sultan Ahmet Mosque, which is called the “blue mosque” in western countries, also London has St Paul`s Cathedral, which is an Anglican Cathedral. Both sacred places are very popular and every year million of tourists do not leave the cities without visiting these places. Moreover Istanbul was one of the oldest capital cities in history of respectively, the Ottoman Empire for almost six hundred years and the Byzantine Empire (other name eastern Roman Empire) for nearly one thousand years. Okumaya devam…

Youtube Yasağı Kaltı. Peki Şimdi Ne olacak ?

image

Memleketten haberler…Youtube yasağı kalkmış sayın seyirciler. Bu çok güzel bir haber,çok güzel haber de peki şimdi ne olacak ? yurdum insanını bu nasıl etkileyecek ? Hemen ekonomi okuyan arkadaşlara tavsiyelerde bulunalım da youtube`yi sadece atlamalı zıplamalı komik videoların ve şarkı türkü kliplerinin bulunduğu bir site görüntüsünden kurtaralım.

Youtube bizde yasak olduktan sonra kendisini çok geliştirdi. :) Daha önce şurada biraz temas ettiğim youtube`yi eğitim amaçlı kullanabiliriz.

Youtube EDU

Evet youtube edu dünyanın birçok kaliteli üniversitesinin özel bir sayfası bulunduğu youtube edu kesinlikle incelemelisiniz. Bunun dışında kimse “abd de olsam şu konferansa giderdim,ingilterede olsam bu konferansa giderdim” yakınması yapmasına gerek yok. Örneğin Harvard üniversitesinin youtube kanalına şuradan ulaşabilirsiniz. Dersler,konferanslar,tanıtımlar,röportajlar v.s v.s istemediğiniz kadar harvard videosu. Bir örnek ingiltere LSE den. Londrada LSE`nin “public event”leri çok meşhur. Yediden yetmişe herkes katılabiliyor bu konferanslara. Bu zamana kadar tüm konferansları ya videoya alıyorlar ya da mp3 olarak ses kaydını tutuyorlar ve internette yayınlıyorlar. Dolayısı ile londrayı Türkiyeye getiriyorlar işte LSE public event sunumları http://www.lse.ac.uk/resources/podcasts/publicLecturesAndEvents.htm Okumaya devam…

Kapitalizm Neymiş Dostlar ?

Yaklaşık çeyrek yüzyıl istanbulda yaşadım, dört sene iktisat lisans (marmara) yetmezmiş gibi bir sene de yüksek lisans(itü) ekledim,kapitalizm ile ilgili okuduğum kitapları üst üste koysam boyumu aşar ancak  londrada bulunan  Abercrombie & Fitch mağazasının önünde soğuk ve rüzgarda dışarıda metrelerce kuyrukta içeri girmek için saatlerce bekleyen; içeride de her biri neredeyse (en düşük )100er poundluk eşyaları satın almak için ayrıca sıra bekleyen insanları görmeden önce kapitalizmin ne olduğunu,tüketim çılgınlığını, marka bağımlılığını bu zamana kadar tam anlamadığımı hissettim.

Yanda fotoğrafını gördüğünüz binanın içi kapkaranlık sadece ürünlerin bulunduğu dolaplarda kısık bir ışık var. insanlar çıldırmışçasına ürünlere saldırıyor. Bu bahsettiğim sıraya bugün japon arkadaşın ısrarı yüzünden ben de katlanmak zorunda kaldım. insanlar sıradayken ürünlerle ilgili konuşuyor,durmadan methiyeler yağdırıyorlar. japon arkadaşa durmadan soruyorum “neden bu sıra” o da durmadan “abercrombie için” diyor. bende “tamam da ucuzluk mu başlatttı ?”  “yeni bir ürün mü piyasaya çıkardı mesela ipad gibi falan” yok diyor,biraz mantığıma yatacak cevaplar almak için böyle sorular sormaya devam ediyorum.Cevaplarda değişim yok. Her neyse zaman gelip geçti içeri girdik ben katları dolaşayım dedim. Hakkaten dişe tırnağa dokunur ne var diye bakayım dedim ucuzsa alalım malum londra soğuk bu markanın ürünleride genelde kışa yönelik  Ancak elime attığım herşey üç basamaklı sayılardan oluşan fiyatlarla etiketlenmiş. Bir iki tane alsam devletin vermiş olduğu burs güme gidecek ve aç karnına abercrombie sahibi olacağım :) Millet öyle mi ? Elbette değil çantasını dolduran doldurana anlamadım gitti. İnsanlar mağazadan çıkar çıkmaz aldıkları eşyaların etiketlerini koparıp üzerlerine giyiyorlar ve sanki dünyaları onlara vermişsiniz gibi müthiş bir sevinç içerisine dalıyorlar. Okumaya devam…

Londra`da Ne Var Ne Yok ?

londonkkk

Eylül 22`den bu yana Londrada yandaki okulda(UCL) millete Türkçe öğretiyorum. :) Şaka bir yana, ekonomi master ve doktora hikayemin başlaması dolayısı ile bu ecnebi memleketinde bulunuyorum.  Bu açıdan zaman bulup pek birşey yazamıyorum blog`a. Aslında hergün yazılacak o kadar çok şeyle karşı karşıya kalıyorum ki ama malesef bir türlü uygun zamanla uygun konsantrasyon bir araya gel(e)miyor.

Londra da ne var ne yok ?

Londrada güneş yok,güleryüz yok,temizlik yok,sistem çok,vergi çok, bisiklet çok, boşa para harcama diye bişi yok,kısmi olarak saygısızlık yok,utanmazlık çok,ingiliz yok,göçmen çok,metroda ingilizce konuşan yok, ingilizce dışında dünya üzerinde ne kadar dil varsa onları konuşan çok……v.s v.s

Yûsuf ile Züleyha: Kalbin Uzerinde Titreyen Hüzün

Önce söz vardı, hayat sonradan geldi.

Önce çile vardı ihsan arkadan geldi.

Önce iştiyak, arkadan sebat geldi……

….Kuyu.Zindan.Kuyu.Zindan.Önce çile arkadan ihsan.Züleyha vazgeçti mi maşukundan ?

Nazan Bekiroğlu`nun efsane kitabı böyle başlıyordu. 10 yıl önce ilk kez yayınlanan ve yayınlandığı günden beri ellerden düşmeyen, ellerden düşer düşmez; eş/dost/sevgili/arkadaşlara tavsiye için dillere düşen meşhur kitabı “Yûsuf ile Züleyha: kalbin üzerinde titreyen hüzün” isimli kitabından bahsediyorum.

“Görmekten sonra görülmek, aşkın ikinci merhalesiydi.” Okumaya devam…

Sokrates`in savunması,son dakikaları ve ölümü

Sokrates

sokratinsonu

  • İlk çağ heykel kalıntıları arasında bize kadar gelen büstüne bakılırsa Sokrat, Yakışıklı olmaktan çok uzak,bir filozof için bile aşırı çirkindi: Dazlak bir kafa,koca değirmi bir yüz,göz çukurlarına kaçmış sabit bkaışlı gözler,nice sofra sohbetlerine konu olan yassı,tumturaklı bir burunla bu baş, filozofların en ünlüsünün değil de sanki bir hamalındı.
  • Sokrat`ın nasıl bir hayat sürdüğü bilinmiyor. İş yaptığı duyulmamış,yarınını düşündüğü görüşmemiştir.
  • Karısı Ksantippe`ye göre, Sokrat, bir işe yaramaz tembelin biriydi.Ama ne derse desin, o da birçokları gibi Sokrat`a tutkundu. Kocası yetmişinde ölürken, Ksantippe de ardı sıra acı çekenler arasındaydı.
  • Öğrencilerinin en sevdikleri yanı, bilgeliğindeki alçak gönüllülüktü. Bilgeliğini öne sürmez sadece bilginin ardından seve seve koştuğunu söylerdi.Uğraşısını hiçbir çıkar gözetmeden amatörce sürdürdü.
  • Sokrat: “bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”
  • Zihin dönüp kendini incelemeye başlamadan gerçek felsefe yapılamaz. Sokrat bunu “Gnothi Seauton” –Kendini Tanı- sözleriyle belirtmiştir.
  • Sokrat`tan önce Thales,Heraklitus,Parmenides,Zeno,Pitagoras,Empedokles gibi büyük filozflar yetişmişti ma bunların çoğu doğa filozoflarıydı yani nesnelerin doğal yapısını (physis),maddelerin ve ölçülebilen dünyanın bileşkenlerini ve yasalarını araştırmışlardı. Sokrata göre bunlar hoş ve güzel şeylerdi, ama filozoflar  için bütün bu ağaçlardan taşlardan hatta yıldızlardan çok daha değerli bir konu vardı: AKIL !
  • Kendine özgü dinsel bir inancı vardı: Tek bir Tanrı`ya inanıyor;ölümün onu bütünüyle yok edemeyeceğine kendince güveniyor; sonsuza sürecek bir ahlak yasasının bu denli belşirsiz bir teoloji  üzerine kurulamayacağını da biliyordu.
  • Devlet yönetimi öyle bir iştir ki, insan aklı hiçbir zaman tam olarak buna yetmezdi en ince zekaların engel tanımayan düşüncesini gerektirirdi.
  • Bu düşüncesinden dolayı demokratların önderi Anitos ve Meletos Sokrat`ın ölmesi gerektiğini,böylesinin daha iyi olacağını düşündüler.
  • Felsefenin verdiği ilk şehit, savunmasında özgür düşüncenin haklarını ve zorunluluğunu açıklıyor, devlete karşı değerine sahip çıkıyor,her zaman hor görmüş olduğu kalabalıktan acıma dilenmeye yanaşmıyordu.
  • Sokrat`ın baldıran içerek ölmesine karar verildi. Dostları hapishaneye gelip onu kolayca kaçıracaklarını söylediler;Sokrat ile özgürlüğü arasına giren herkese para yedirmişlerdi.Ama o bunu kabul etmedi. Yaşı yetmişti ve artık ölmesi gerektiğini düşünmüştü belki de.Daha sonraya kalsaydı ölümü hiçbir işe yaramayabilirdi.Ağlayıp sızlayan dostlarına “kaygılanmayın” dedi. “gömdüğünüz sadece bedenimdir”
  • Eflatun bu sahneyi “Phaidon” adlı eserinde şöyle dile getirir:
    “Sözünü bitirince Sokrat ayağa kalktı. Yıkanmak üzere başka bir odaya geçti. Kriton bize kalmamızı söyleyerek arkasından gitti. Aramızda konuşulanları, konu dışına çıkmaksızın tekrar tekrar gözden geçirdik. Aynı zamanda, içine düştüğümüz felaketin büyüklüğü üzerinde konuşarak onu bekledik. Gerçektende babasız kaldığımız hissediyorduk, bundan böyle yetimler gibi yaşayacaktık! Yıkandıktan sonra, yanına çocukları getirildi. Onun henüz ikisi küçük, biri büyük üç çocuğu vardı. Yakınlarından kadınlarda geldiler, Kriton`yanında, kendilerine öğütler vererek onlarla konuştu.Sonra kadın ve çocuklara çekilip gitmelerini söyledi. Sokrat içeride çok kalmıştı. Yıkanıp gelince, oturdu. Bundan sonra konuşma pek kısa sürdü, çünkü Onbirler`in uşağı önüne dikilmişti. “Sokrat “ dedi, uşak: “Başkalarına ettiğim sitemi, doğrusu sana edemem. `Hakimlerin buyruğu olan bu zehri, içeceksiniz,`dediğim zaman, bana kızıp güceniyorlar, beni lanetliyorlar. Başka başka fırsatlarda olduğu gibi onların aksine olarak, senin yiğit ve yumuşak huylu be şimdiye kadar buraya gelenlerin en iyisi olduğunu, buraya geleliden beri anlamakta gecikmedim. Şimdi bile buna kızıp gücenmediğimden eminim. Sen onları, buna sebep olanları pek iyi tanırsın; onlara kızıyorsun; haydi Allaha ısmarladık, alın yazın neyse o olur; elinden geldiği kadar dayanıklı ol!” (döner dönmez gözlerinden acı yaşlar döküldü)O zaman Sokrat ona bakarak: “Sana da Allaha ısmarladık, dediğini yapacağım” dedi. Sonra bizlere dönerek ilave etti: “ Ne ince duygu var şu adamda! Burada bulunduğum sürece beni görmeye, benimle ara sıra konulmaya geldi.İnsanların en iyisiydi o; şimdi de ne kadar temiz ve açık yürekli, benim için ağlıyor! Haydi bakalım, Kriton sözünü dinleyelim. Ezilmişse, zehri getirin, değilse ezin!”
    Kriton ona karşılık verdi “Fakat aldanmıyorsam, Sokrat: güneş henüz dağların tepesinde; daha batmadı. Başkalarının da buyruktan pek çok sonra, iyice yiyip içtikten, hatta bazılarının sevdikleriyle baş başa kaldıktan, seviştikten sonra zehri içtiklerini biliyorum. Acele etme daha vakit var!”
    Sokrat: “ pek tabii, Kriton” dedi.”Sözünü ettiğin adamların, senin bu dediğini yapmaları, bunu bir kazan saymalarındandır. Bana gelince böyle bir şey yapmamam pek yerindedir. Çünkü zehri biraz geç içmekle, sanırım kazanacağım bir şey yok; böylece hayata bağlanmakla, artık bir şey kalmadığı halde onu korumak ve esirgemekle, kendi kendime gülünç olurum. Artık konuştuğumuz yeter, haydi sözümü dinle,dediğimi yap.”
    Bu sözler üzerine Kriton yanında duran kölesine işaret etti. Köle dışarı çıktı ve biraz kaldıktan sonra zehri verecek olanla birlikte içeri girdi. Zehri bir kap içinde ezilmiş olarak getiriyordu. Sokrat adamı görünce “Ee, dostum,” dedi. “Sen bu işleri iyi bilirsin,söyle bakalım,ne yapmam gerek?”
    Zehri veren: “ çok bir şey değil, yalnız içtikten sonra bacaklarına bir ağırlık duyuncaya kadar gez,sonra da uzan yat, böylelikle etkisini gösterir,” dedi ve hemen kabı uzattı. Sokrat, eşsiz bir sükunetle, titremeksizin, bet beniz atmaksızın aldı. Ekhekrates, o bildiğim boğa  bakışıyla adama bakarak: “ Ne dersin,” dedi, “Bu içkinin birazını,bir tanrının üzerine dökmeme izin var mı, yok mu ?”
    Zehri veren: “Sokrat,” dedi. “ Biz ondan ancak bir içimlik eziyoruz.”
    Sokrat da: “Anlıyorum,” diye karşılık verdi. “Hiç değilse bu dünyadan ötekine göçerken bunu kolaylaştırmaları için tanrılara yalvarılır, yalvarmak bir görev bile. Benimde onlardan isteğim bu. Dileğimi yerine getirirler mi ? Benim duam işte: Tanrı kabul etsin:” Bunları söyler söylemez durmadan,irkilmeden,tiksinmeden dibine kadar içti.
    O ana kadar ağlamamak için elimizden geleni yapmıştık.Ama içtiğini,içip bitirdiğini görünce kendimizi tutamadık. Ben de dayanamadım, gözyaşlarım seller gibi boşanıverdi. Yüzüm örtülü,iki büklüm, kendim için (muhakkak onun için değildi) evet, böyle bir arkadaştan mahrum olan kendim için, kendi felaketim için ağlıyordum. Hatta benden çok önce Kriton da gözyaşlarını tutamaz bir halde kendini dışarı dar atmıştı.  Hiç durmadan Apollodoras`a gelince,  o da acısından, öfkesinden bağırıp çağırmaya başladı. Bunlar Sokrat`tan başka orada bulunan herkesin yüreğini parçaladı. O zaman Sokrat bağırarak. “ ne yapıyorsunuz, dostlar ?” dedi, “Amma tuhafsınız, kadınları yollayışım en çok bunun içindi, onların bu gibi ölçüsüzlüklerini önlemek içindi. Sakin olunuz, metin olunuz.” Bu sitemleri işiterek, utancımızdan kızardık ve ağlamamak için kendimizi zor tuttuk.
    Ona gelince: Biraz dolaştıktan sonra bacaklarının ağırlaştığını söyledi. Adamın ona salık verdiği gibi, arkası üstü uzanıp yattı. Aynı zamanda zehri vermiş olan adam, eliyle ayaklarına ve bacaklarına dokunarak ara sıra onları yokluyordu. Sonra ayağını kuvvetlice sıkarak, bir şey duyup duymadığını sordu ona. Sokrat : “ Hayır,” dedi; bundan sonra adam, bacaklarının aşağısını sıktı ve ellerini daha yukarıya götürerek, vücudunun soğuyup katılaştığını bize gösterdi. Ona tekrar dokunarak, soğukluk kalbe gelince Sokrat`ın öleceğini söyledi. Karnının altı aşağı yukarı çoktan soğumuştu bile. Sokrat örttüğü yüzünü açtığı vakit şu son sözlerini söyledi:
    “Asklepios`a bir horoz adadık, onu yerine getir, unutma!”
    Kriton: “Peki,olur,” dedi, “Ama bize başka bir diyeceğin yok mu ?” Bu soruya artık karşılık vermedi. Biraz sonra bir kıpırdanma ve silkinme oldu. Adam örtüsünü açtı: Gözleri dikilmişti. Bunu görünce ,Kriton ağzını ve gözlerini kapadı.
    İşte, Ekhekrates dostumuz, diyebiliriz ki zamanımızda, bizim tanıdığımız insanların arasında, en bilgini ve en doğrusu olan bu adam böyle öldü.

Okumaya devam…

Ağustos Okumaları ve Değerlendirmeleri

Henüz daha bir kaç gün oldu rekor tatilimden döneli. Uzun bir süredir siteye gelen yorumları onaylamak dışında site ile ilgili bişi yapmıyordum. Soru soran/sataşan arkadaşlar cevap veremediğim inşallah kusuruma bakmazlar çünkü çok kısıtlı internet erişimim vardı. Hatta ve hatta genel olarak internet ile ilgili hiç birşey yapmadım desem yeridir… Bu yıl ağustos ayında 10 gün olarak planladığım tatil annemin ve babamın ve dahi diğer akrabaların yoğun ısrarları sonucu 35 güne kadar çıkınca son 6 yılın tatil rekorunu kırmış oldum. Rekoru şöyle anlatsam daha  anlamlı olur. Son altı yılda toplam olarak 35 gün tatil yapmamıştım :) Bu zaman zarfında bazı kitapları iki kere okuma fırsatı buldum. Malum köy yerinde dağ taş tarla gezmek dışında en iyi alternatif serin havada kitap okumak oluyor.Köyde kitap okudğum vakitlerde büyük insanlar neden böyle şehirden insanlardan uzaklara gidip bi başlarına düşünce dünyasına daldıklarını daha iyi anladım. Köye gitmeden önce Ağustos ayını kendi çapımda liberalizm,demokrasi,hürriyet gibi kavramları anlama ayı olarak ilan etmiştim. Bu açıdan aşağıda ağustos ayında okuğum kitapların bir değerlendirmesini yapmak yerinde olur diye düşündüm belki bu işe kalkışacak arkadaşlara bir faydası olur.Ayrıca aşağıdaki kitapları okumadan önce şu kitapların okunması da önemle tavsiye edilir:

  • John Stuart Mill`in “Özgürlük Üstüne”
  • John Locke`un “Hoşgörü Üstüne Bir Mektup”
  • Atilla Yayla`nın “Liberalizm”

kitapları konuların anlaşılması ve oturması için yerinde olabilir.

Okumaya devam…

Bir Bilim Adamının Hayatından Çıkarıla(bile)cak Dersler

image

Bir kaç aydır içinde bulunduğum çetin ve çetrefilli durum nedeniyle ne yazabiliyor ne de ciddi şekilde düşünebiliyordum. Sadece ve sadece pasif bir bekleme sürecinde kendi kafamda oluşturduğum fasid bir daire içerisinde dönüp duruyorum. Hala da bu daireden tam manası ile çıktığım söylenemez. Tüm bu nedenlerden ötürü bir ay önce yazmayı planladığım bir değerlendirme yazısını ancak şimdi yazabiliyorum…


Geçen ay (haziran) Tübitak tarafından kırk küsür yıldır çıkan Bilim ve Teknik Dergisi de çok hoşuma giden ve içerisinde türlü türlü dersler olduğunu farkettiğim bir hayat hikayesinden bahsetmek istiyorum. 2004 yılı Nobel Kimya Ödülü sahibi israilli Prof.Dr. Aaron Ciechanover`a ait olan bu hikayede öğrencilere,öğretmenlere,bilim adamlarına,iş adamlarına,anne ve babalara yönelik bir çok ders bulunuyor.

Bilimsel Başarı ve Aile

Okumaya devam…

itü iktisat Yüksek Lisans (master) Hakkında Bilgi

image

İstanbul Teknik Üniversitesi(itü) ve iktisat ” ilk duyanlar “yok daha neler” şeklinde ya da “itü de ne arar iktisat” tarzında  tepkilere neden olan bu program bir kaç yıldır öğrenci alıyor. Benim de geçen sene hasbel kader girip biraz zaman harcadıktan sonra rotamı ecnebi memlekete çevirmem dolayısı ile erken veda etmek zorunda kaldığım program hakkında biraz bilgilendirme yapak istiyorum. Böylece okula karşı vefa borcumuzu ödemiş oluruz.

Programın adı “iktisat” yani “iktisat tarihi, iktisat teorisi,iktisat politikası,iktisadi gelişim ve uluslararası iktisat” gibi alt ana bilim dallarına ayrılmamış ve herkese ilk yıl makro iktisat , mikro iktisat,ve iktisadi araştırma yöntemleri derslerinin zorunlu olarak verildiği  bir program olan itü iktisat yüksek lisans programının benzerleri boğaziçi iktisat ,odtü iktisat yıldız teknik iktisat sabancı iktisat ,koç iktisat gibi bölümlerinde/üniversitelerinde bulunmaktadır.

Tavsiye edermiyim ?

Okumaya devam…