Ekonomistlere, İktisatçılara, İktisat öğrencilerine İnternette Faydalı ve Tavsiye Kaynaklar, Siteler

image

Gelişen ve değişen teknoloji ile tüketim kalıplarımız değiştiği gibi eğitim metodlarımızda değişmeye başladı. Örneğin akademik dergilerin neredeyse tamamı internet üzerinden abonelik sistemi ile çalışıyorlar. Akademisyenler seçtiği beğendiği ya da alanı ile ilgili makaleleri tek tek satın alabiliyorlar. Yani atıyorum bir dergide 30 tane makele çıkmışsa tümüne birlikte para vermeyip tekil alışveriş yapılıyor. Aynı  şekilde merkez kütüphaneler v.s de bu sistemle çalışmaya başladı. Benim bu yazı da ise genel olarak  iktisat, (ekonomi) Lisans, Yüksek Lisans (master) Doktora öğrencilerine yönelik intertet kaynaklarını göstermeye çalışacağım. İnternette yok yok. bedava, iktisat (ekonomi)  ders videoları, ücretsiz iktisat, (ekonomi) ders notları, iktisat, (ekonomi) ders kitaplar, sorular ,tavsiyeler,kitap önerileri kariyer tavsiyeleri v.s alabildiğince bol kaynak mevcut. Ancak malesef çoğu kaynak ingilizce bu açıdan ciddi akademik kariyer düşünen  iktisat öğrencilerine ilk ve en önemli tavsiyemiz daha doğrusu hocalarımızın tavsiyesi ve bizim ise  gördüğümüz zorunluluk ingilizce öğrenmektir. Bu önemli adımdan sonra bir kaç kaynağı sıralayalım ve bu yazının devamlı güncellenmeye çalışacağını belirtelim. Ayrıca okuyan arkadaşlarımız bizim atladığımız,bilmediğimiz ve öğrencilerin işine yarayacak,ilgisini çekecek tavsiye ve önerilerinizi yorumlar kısmına yazarlarsa seviniriz.

 

Okumaya devam…

Günde Kaç Saat Uyumalıyız ?

İnsanlık tarihinin en popüler sorularından biridir bu soru. Hakikatende öyle  diğer nimetler gibi uyku da çok büyük bir nimet. Kimi uyumak için uyanır kimi uyanık kalmak için uyur. Yani birinde mecburiyetten diğerinde zevkten. Bir çok bilim adamı alim mütefekkir uyku üzerine sözler söylemiş ideal uykunun miktarı hakkında bilgiler vermeye çalışmışlardır.

Kimi, başarının en önemli ayaklarından biri uyku düzeni ve az uyumaya bağlarken kimi ise insanın başına gelebilecek en önemli kötü alışkanlıklardan biri olarak görmüştür uykuyu. Peki insan kaç saat uyumalı günde ?

Bu soru aslında kişiden kişiye değişebilir. Kimisine 8-9 saat yetmezken kimisine 3-4 saat fazla fazla gelir. Hatta eskiler kamil insan olma vasfını şu güzel cümlelerle ifade ederken uyku da kensine yer bulur. Okumaya devam…

Kapitalizmin Metalaştırdığı Değerler{imiz}…!*

Kapitalizm öyle garip bir sistemdirki kar gelebilecek herşeyi satmak mübah görünür. Yahut biz öyle alglıyoruz. Manevi değerler alt üst olur her şey her an metalaşabilir.Marksist iktisatta “malların metalaşması” olarak adlandırılan benzer durum şöyle gelişir.

Kapitalist öncesi toplumlarda üretim sadece “kullanım değeri” için yapılırken işbölümü,uzmanlaşma,aşırı talep,artan verim,kar güdüsü,zenginlik hırsı v.s gibi sebeplerden artık üretim “değişim değeri” için yapılmaya başlanır. Yani eskiden anadoluda yaşayan bir amcamız  bahçesinde sadece kendisi için ürettiği domatesleri üretim araçlarına sahiplik ile birlikte üretimi büyük topraklarda yapmaya başlayıp artık istanbuldaki bir başkası için üretmeye başlıyorsa artık domates “mal” olmaktan çıkıp bir “meta” olmuştur/dönüşmüştür.Domates meta olduktan sonra o üretimi yapan “köylü amca” bir anda anadoluda “ağa” batıda  “burjuva” oluvermiştir. Bu metalaşma süreci tarihsel evrede bir çok şeyi değiştirmiş. Marx`ın en çok değindiği 3 argüman ise “paranın metalaşması” “emeğim metalaşması” “toprağın(üretim araçlarının) metalaşması”dır.  Süreç o kadar hızlı ve keskin ilerlemeye devam ederki artık bu durdurulamaz. Marx bunun durdurulmasının tek ve yegane yolunun işçi ayaklanması yahut teknik tabirle “proletarya devrimi” ile gerçekleşebileceğine inanmıştır. Hatta bunun çok yakın bir tarihte en fazla kapitalistleşmiş olarak gördüğü avrupada hususi ile ingilterede başlayacağını düşünmüştür. Fakat bu nafile bir düşünce olmuş ne kendi ömrü ne sonraki yüzyılda avrupada böyle bir devrim gerçekleşmemiş ancak devrim dışındaki diğer birçok analizi doğru çıkmıştır. Okumaya devam…

En büyük engelim internet !*

ilk bilgisayara 2004 yılı nisan ayında sahip olabilmiştim. Halbuki bilgisayara merakım çok daha öncelerine dayanır. Evde 90lı yıllara ait bilgisayar dergileri hala tozlu şekilde kendilerine kütüphanemde yer bulurlar .İnternet kafelerin istanbulda en son açıldığı yerlerden biri de bağcılardır. Hiç unutmam bakırköyde özgürlük caddesinin aşağı tarafında bir yerde  internet kafenin açıldığı duymuştum. Arkadaşlardan duyduğum kadarıyla onlarca bilgisayar parasıyla belli bir zaman kiralanabiliyormuş ve kimse karışmıyormuş.Hangi düğmesine basarsan bas ne yazarsan yaz, özgür ortammış vesselam. Çok hoşuma gitmişti bu fikir. Daha önce bilgisayar ile temasım daha doğrusu uzaktan görmüşlüğüm sadece üst katımızda oturan ve sadece tatillerde gelen bir üniversiteli abiyi fifa oynarken uzaktan seyretmek şeklinde olmuştu. Neyse  internet kafeye gitmeyi aklıma koymuştum. Bir arkadaş kafalasam hemen gidecektim ama kimsede böyle şeylere merak yok o zamanlar. Varsa yoksa “Sega” tarzı oyunlar. Bir kaç gün öğlen yemeği paramı biriktirip okuldan hemen sonra oraya gittim. Tabi o zamanlar hazırlık sınıfındayız yani yavaş yavaş ingilizce kelimeleri öğrenmiş cümle kurma dönemindeyiz bu açıdan internet denilen bu acip icad ile ecnebi memleketlerden insanlarla hususi ile bayan arkadaşlarla konuşma fırsatı vardı çoğumuz için. O zamana kadar “penfriend” adı altında olan mektup arkadaşlarımızdan aylarca mektup beklemek yerine anlık mesajlar alabiliyorduk ama ne tadı ne tuzu vardı bu işin. Hasılı gerek dergiler gerekse böyle internet merakı sayesinde bilgisayarı aldığımda kendi çapımda çoğu şeyi biliyordum. Bilgisayar aldıktan hemen sonra “buna bir de internet falan lazım” deyip koyulduk telekom`un kapısına… o zaman adsl bağlantısı henüz sadece isim olarak zikrediliyor ancak ortalıklarda pek görünmüyordu. Nedir hikmeti, nasıl bişidir derken kayıt olduk. Oradaki amcabey “iki üç aya yeni portlar açılacak sizi listeye yazdık” dedi.Ne büyük bahtiyardık telekomdan çıktığımızda babam ile birlikte. 3 ay sonra internetimiz olacaktı. Tabi ben vay anasını sayın seyirciler bu ne acip bişi böyle 3 ay sonra gelecek diye telekomdan gelecek telefonu beklemeye başladık. o zamanlar yanlış hatırlamıyorsam henüz özelleşmemişti telekom. (özelleştirmenin faydası). Her neyse internet gelene kadar bilgisayarda çeşitli programlar kur yükle falan filan uğraşır her gece de saçma sapan bir şekilde bilgisayarı baştan sona virüs taramasından geçirirdim :))) Neyse anlatacaklarım bunlar değil elbet..

Bilgisayarım olmadan önce ve sonra arasında karşılaştırmalar yapmak niyetiyle yazmaya başladım niyetimizi bozmadan devam edelim.

Bigisayarım yokken son 2 sene her gününü tek tek yazdığım günlüğüm vardı...Ama klasik “uyudum uyandım yedim içtim uyudum” tarzı değil günü ve yorumlamaya çalışan güncel olaylara temas eden,hatırda kalacak notlar tutan,bugün ne öğrendim kısmı olan,yanlışları işaretleyen bir günlük. Bilgisayar aldıktan sonra bir kaç ay zorla devam ettim sonra haftada bir yazmaya sonra sonra hepten bıraktım…öyle tatlı bir hatırası kaldısadece.

Bilgisayarım yokken seçtiğim yazarlar ve o yazarlara ait en önemli kitaplar vardı zihnimde ve defterimde. Bunların kendilerine has okunacak ayları vardı. Örneğin hiç unutmam John Stainbeck denilen amcanın ayı hazirandı fareler ve insanlar gazap üzümleri gibi kitaplarını o vakitlerde okuyor yazarın uslubunu,amacını v.s anlalamay çabalıyordum

Ezberlemem gereken şiirlerim,dualarım,sözlerim vardı… sonra ezberlenecek listelerim kayboldu sonra da ezberlediklerim. Çünkü artık hiç birine hitiyaç yoktu. Artık ADSL bağlantılı internetim vardı. hepsi biraz uzaktaydı.

Gazetede dergide çıkan ve hoşuma giden yazıları kesip bir yere saklama yahut çok hoşuma gidenleri panoma asma adetim vardı..

Günlük dışında hususi içimi dökmeye çalıştığım çizgisiz defterim vardı. Mahalleden bir arkadaşın abisi matbaacıydı ona özel olarak yaptırmıştım.

Eskiden uyumadan en son yaptığım şey kitap sayfasını zar zor kapatmak ya da kapatamadan uyuya kalmaktı. Ama şimdi “dur şunun fişini çıkarayım bataryası bozulmasın” sözü… ve şişik gözler…

Eskiden neyi araştırdğımı bilerek hareket ediyor ve sonunda istediğim bilgiyi geçte olsa alıyordum ve o bilgi benim oluyordu. Yani hem sindiriyor hem de hazmediyordum bilgiyi. Şimdi ise “vay bu da varmış aha bu da,şu da, bak ba burada da bu varmış” demekten başka bişi yapmıyor. sadece ve sadece aradığım bilgiye hızlıca ulaşıyor ancak bilgiyi sadece çiğniyorum yazıyorum ve sonra atıyorum. hiç bir zaman benim olmuoyor,olamıyor.

Eskiden arkadaşlarımın doğum günleri ajanda tarzı  günlüğümün sol ve sağ üst tarafta tarih yazan kısımda yazılı olurdu ve doğum günlerini tebrik etmeyi elimden geldiğince aksatmamaya çalışırdım. Şimdi ise  facebook ta “sizin şu elemanın 3 gün sonra doğum günü,iki gün sorna doğum günü, bugün doğum günü” şeklinde bayağı yapay sanal bir uyarım var. Ama içimden doğum günlerini kutlamak gelmiyor. çünkü o kadar bayağı kutlama arasında kaybolmak istemiyorum.

Haftalık kesinlikle bir kitap okur,köşesine berisine notlar yazardım. Şimdi daha fazla okuyor ve daha fazla yazıyorum ama gereksiz saçma sapan şeyleri okuyorum. Facebooktaki yorumları,okuyorum,msn deki geyikleri okuyup yazıyorum,alakasız haberleri okuyorum dinliyorum,farklı yerlere farklı ve bazen gereksiz şeyler yazıyorum. Nerede ne yazdığımı ne okuduğumu bir türlü bilmiyorum ama daha fazla sosyal daha fazla okur yazarım….

Artık tamamen malumat hamalıyım oysa  eskiden ise bilgi arayışçısı...

Eskiden yapmam gerekenler çok az ve netti. Şimdi ise, emaillerimi kontrol etmeliyim,facebookta hakkımda yazılanlara cevap vermeliyim,fotoğraf ekleyenlere yorum yapmalıyım,msn den çevrim dışı gönderilen mesajlara bahane sunmalıyım,teknoloji,ekonomi,siyaset,çevre,enerji,spor gibi konulara ayrılmış ayrı ayrı takip ettiğim sitelere girmek zorundayım…

Hasılı kelam anladım ki en büyük düşmanım internet….

*selami kardeşime ithaf olunur.

Greg Mankiw`den İktisat Öğrencilerine Tavsiyeler

Uzun zamandır blog yazan harvard ekonominin ünlü iktisat profesörü greg mankiw zaman zaman ekonomik yorumlarının dışına çıkarak iktisat öğrencilerine çeşitli kategorilerde tavsiyelerde bulunuyor. Bunların bazılarını kendi bazılarını da başka yerlerden derleyerek sunuyor. Özellikle iktisat alanında akademik kariyer düşünen öğrenci arkadaşlar için önemli sayılacak bir çok tavsiye var. Mesela bizim Türkiye`de pek kaale alınmayan matematik ve iktisat arasındaki bağı ve iyi bir iktisatçı olmak için neden iyi bir matematik temele ihtiyaç duyulduğunu uzun uzun açıklıyor. Ayrıca yaz okumaları  gibi okuma tavsiyeleri yanı sıra kendi öğrencilik zamanlarını anlatıyor. İngilizce bilen iktisat öğrencisi arkadaşlara şiddetle tavsiye edilir. benim gibi ingilizcesi yarım yamalak olanlara ise iki kere şiddetle tavsiye edilir :))

aşağıda tavsiyeleri birleştirip pdf haline getirdim dileyen indirebilir.

advice-for-applying-to-grad-school-in-economics

advice-for-aspiring-economists

giving-an-academic-talk

the-sveriges-riksbank-prize-in-economic-sciences-in-memory-of-alfred-nobel-1969

my_rules_of_thumb

phd_paper_writing

İktisadi Düşünce,Karl Marx,Che ve Micheal Jackson

Karl Marx bundan yıllar önce kapitalizmin ne kadar vahşi olduğunu sıkıcı kitabı “sermaye” de dilinin döndüğü kadar açıklamaya çalışmıştı  ve bunu yaparken bazen abarttığı söylenirdi… Hatta kendisini bilimsel sosyalist görüp önceki sosyalist düşünürleri ya da bu minvalda fikri alt yapısı olan Robert Owen,Saint Simon,Sismondi gibi düşünürleri aşırı  romantik ya da “ütopik sosyalistler” olarak adlandırmasına rağmen bazı neoliberal iktisatçılar, Kapital`e uygulaması imkansız hayal ürünü kitap derken yazarına ütopyacı ve servet düşmanı bir insan demişlerdir.

Ama bugün gördük ki kapitalizm hakikaten hiç bir maddi manevi değer taşımıyor..paradan başka..

Peki marx ne demişti ?

Katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve en sonunda insanlar hayatın gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyor.

İşte tam bu noktada geçen yıllarda çıkan haber marx`ın tam isabet ettirdiğinin göstergesi idi. Bakınız habere.

Haberde özetle diyor ki:

Küba devriminin sembol ve simgeleşen ismi Ernesto Guevara de la Serna kısaca Che Guevara ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmanın tek yolunun devrim olduğuna inanarak başta ABD olmak üzere kapitalizmle mücadeleye başlamış 9 Ekim 1967 de Bolivyada yakalanmış ve yakalandığı günün ertesi gün (söylenenlere göre) yargısız infaz edilmiştir…

Che`yı idam eden CIA eski memurlarından Gustavo Villoldo idamdan sonra ispat için kestiği saçları ve iki fotoğrafını 119 bin 500 dolara  açık arttırmada sattı… Evet gördük ki kapitalizm marx ne kadar “yakında çökecek” dediysede görüldüki kapitalizm o kadar vahşi bir şekilde büyüdü ki karşıtlarını yok edecek ve yok edilişlerinden bile kar elde edecekti…

İşin garibi bu saçları ve fotoğrafları alanda bir kapitalist…

Marksistler için son derece üzücü olduğunu düşündüğüm bu olay “iktisat ve iktisadi düşünceler tarihi” açısından son derece garip bir örnek olarak tarihe not düşmüştüm.

..Ardından iki seneye yakın zaman geçti ve  ünlü pop star, küreselleşmenin müzik ayağı, popun kralı :Micheal Jackson hayatını kaybetti. Evet öleli tam 10 gün oldu onlarca haber belgesel röportaj vs yapıldı. öldüğü an en büyük haber ajansları acil koduyla dünyaya bu haber duyuruldu. Duyan herkes hüzünlendi ve bu büyük sanatçıya saygılarını ifade ettiler…Ettiler ama belli bir yere kadar.

şu haberde de gördüğünüz üzere Jackson için cenaze töreni düzenlenecek ve biletli olarak gerçekleştirilecekti. Biletler ise ücretsiz olup çekilişle dağıtılacaktı. Toplam bir buçuk milyon insan bu çekilişe katılmış ve kazananların kazandığı  bileti satmayacağına sözler alınmıştı. Buraya bir mim koyuyoruz.

Yine bu kısma Karl Marx karşımıza çıkıyor ve diyor ki :

Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser “

Yani “neyleyeyim saygıyı,jackson`u,anıları,kutsal değerleri para etmiyorsa…” işte bilet alan adam da bu açıdan bakıyor olsa gerek biletini 100 bin dolardan satıyormuş…

Dün ve bugün bize  gösterdi ki kapitalizm “Düşmanının ölüsünden kalan hatıraları ve saçını bile satar”…hemde 120 bin dolara… “Hayran olduğu,arkasından göz yaşı döktüğü ve cenazesine katılacağına dair söz verdiği kişinin cenaze merasiminin biletini gururuyla birlikte satar” hemde 100 bin dolara…

İktisat , Ekonomi , İşletme Öğrencilerine Kitap Tavsiyesi

1) Görünmeyen Ekonomist
Tim HARFORD– Pegasus Yayınları

Kitabın İngilizce Orjinali

Kitap iktisat öğrencileri ve ekonomi hakkında fazla bilgisi olmayan ancak ekonomik ilişkileri merak edenler için iktisat hakkında ve iktisadi işleyiş hakkında kısa ve sıkıcı olmayan yollardan bilgi edinmek için oldukça faydalı gördüğüm kitaplardan. Bazı bölümlerinin çevirisi noktasında eleştiriler olsada dünya da çok satılan kitapların Türkçeye çevirilmesine güzel bir örnek. Kitabı satın almak ve çeşitli yorumları okumak için iki farklı adres

.
2) “Görünmeyen Ekonomi”

Steven D. Levitt-Stephen J. Dubner – Boyner Yayınları

Kitabın ingilizce orjinali

Kitap “görünmeyen ekonomist”`kitabında mikro düzeyde incelenen olaylara biraz daha makro perspektifle bakıp gerçekte dünya ekonomisinin nasıl işlediğini anlatmaya çalışıyor. Okumaya devam…

Her İktisat Öğrencisinin İzlemesi Gereken Sinema Filmleri Listesi

sinema

Yıllardır uzaktan uzağa yazdığı yazıları,ders işleyiş tarzını,gönderdikleri makaleleri takip ettiğim Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü Hocalarından Prof.Dr.Aykut Kibritçioğlu`nun bloğunda iktisat öğrencilerinin izlemesi gereken filmleri listelemiş. Listelemekle kalmamış aynı zamanda ek bilgilerle donatmış.

Bu filmi izledikten sonra şu kitabı okuyun…filme ismi geçen adam şu..bu film hangi alana yönelik..

Hocamızın Sitesi:

http://kibritcioglu.com/iktisat/blog/

Yazısı:

“Zaman zaman derslerde öğrencilerime bazı sinema filmlerini izleyip izlemediklerini sorar veya bazı filmleri mutlaka izlemelerini tavsiye ederim. İleride gerektikçe güncelleştirmek üzere, birkaç tanesiyle bu listeyi oluşturmaya başlıyorum. Filmlerin sırası verdiğim önemi göstermiyor:

Okumaya devam…

Ankara Hakkında Bir Yazi

Öncelikle insanlar buz gibi. Memur zihniyetini EGO Otobüslerinde (istanbuldaki iett) bile görmek mümkün.Mesela İstanbul`un İETT otobüslerinde ve Metrosunda her daim bir kaç kişiye yer vardır. Yani sabahın en yoğun saati ve akşam işten çıkış saati dahildir buna. Ancak Ankaranın insanı otobüs biraz dolunca hemen  otobüse sıkışmaya çalışan insanlara “yeter kardeşim doldu otobüs ötekini bekle” şeklinde tepki veriyorlar. Oysa İstanbulda vatandaş müthiş bir öz veriyle sağa kayar sola kayar öndekini çiğner arkadaki ile yaka paça olur hülasa ne eder eder o durakta işe gitmeyi bekleyen insanları otobüse alır. Zaten İstanbuldaki İETT otobüslerinin orta kısmı her daim boştur.

Bakınız: Şoför: ”Orta bomboş ilerleyin”

Ankaranın Trafiğine gelince, bir efsanedir gidiyor. “İstanbulun Lanet Trafiği” Buna Ankarayı gördükten sonra artık inanmıyorum. Öncelikle istanbuldaki trafik yoğunluktan v.s arada sırada olur yani “iş saatleri” diye tabir edilen işe giriş ve işten çıkış saatlerinde. Bunun dışında yoğun trafik çok ender yaşanır. Osya Ankara böyle mi ?

Elbette değil her saat saçma bir trafik sizi bekliyor olabilir. Mesela bir devlet büyüğü yola çıkmış olabilir bir,bir miting ile karşı karşıya kalabilir,bir bakan yahut Başbakan bir açılış yapıyor olabilir. Dolayısı ile yolun kapatılması gayet normal karşılanıyor.

Ayrıca istanbuldaki çoğu otobüsün havalandırmalı olduğunu ve ankaraadkilerin ise böyle bir teknolojiden yoksun olduğunu düşünürsek traik çilesinin “babası” Ankaradadır. Hemde somurtkan insanlarla bir arada…

Somurtkan insan deyince Ankaranın soğuk insanlarından ve Binalarından bahsetmenin yerinde olacağını düşünüyorum.

Evet, koca koca eski ve koyu resmi binalar ve binaların karakterlerine sirayet etmiş insanlar. Bir çok yerde böyle ciddi korunaklı ve kenarından her geçen kişiyi potansiyel suçlu ilan eden binalar. Bakanlıklar,Elçilikler,Askeri Binalar v.s.atakule

Her tarafta bir resmiyettir sormayın. En istanbula benzeyen yeri Kızılay Meydanı dahil hiç çekici değil. Çünkü insanlar doğal değil. Kadınlar Gömlek,Erkekler Takım elbise ve buz gibi yüz.

Kitapçılarına gelince, kitapların neredeyse tüm raflarını KPSS,ÖSS,Yargı, KPDS v.s memurluk sınavlarına hazırlık kitapları oluşturuyor. Yani Şöyle sahaflardaki havayı orada bulamazsınız. Gençler de muhabbet bu.Nasıl olurda bizde ankaranın bir yerlisi yani bir memur oluruz hayali var.

Tarih ve denizden yoksun bu şehir belediyelerin tüm çabalarına rağmen kuraklıktan kurtulmuyor. Evlerde su biriktirmek elzem olmuş boy boy su bidonları su bitecek telaşı. Ancak parkların büyük çoğu yapay su şelaleri ile süslenmiş. Kimisi yapay göl bile yapmış az daha gayret etseler deniz getirecekler Ankaraya.

Ankaranın garip taraflarından biride belediye başkanları  evet Mesela bir belediye tarafından bir duvar yapılmışsa duvarın en görünür tarafına Belediye Başkanının adı yazılıy ve alta Belediye Başkanı ibaresi eklenir.

Mesela keçiörende yapılan duvara “Turgut Altınok Keçiören Belediye Başkanı” Çankayada yapılan parka “Prof.Dr. Muzaffer Eryılmaz Çankaya Belediye Başkanı” görmek adiyattan. Yani bu park yahut duvar her ne ise … Belediyesi tarafından yapılmıştırdan ziyade belediye başkanlarının ismi ön plana çıkıyor. Sanırsınızki her biri süpermen elleri ile tuğla dizmiş duvar yapmış tek tek fidan dikmiş park yapmış sonuçta belediye kanalı ile yapıyor. Ne iştir anlamış değilim. Hayır istanbulda bu tam tersi yapılıyor Belediyelerden çalışmaları yoğun olan şişli ve bağcılar gibi belediyelerde başkan ismi görmek çok zordur. Her neyse…

Ankaranın semt isimleride bir garip  etlik, dutluk, sanatoryum, bağlum, or-an,

Mesela Ankarada  “nereyi gezeyim ” sorusunun 5 yanıtından sonra yanıtlar tekrarlanır.

Anıtkabir,Kocatepe,Kızılay,Atakule sonuncusu aklıma gelmedi  belki resmi binalardır ne bilim Meclis falan..hepsi bu…

Nerede bir kız kulesi nerde bir boğaz nerde bir pier loti hani o süleymaniye sultanahmet çamlıca..gider…

Şu satırları ankaradan yazıyorum devam edecem….

son olarak. Eğer bir gün istanbul kaybolsa sonra tekrar bulunsa ve “bulundu” haberini verene ankarayı müjde diye hediye ederdim :))

Uluslararası Domain Simsarları

Bundan 3-4 y?l önce fatihkansoy.com domainini kay?t etmi? üzerine hosting almadan arac? firmada bekletiyordum. Sa?olsun arac? firman?n (eski ad? remotemach yeni ad? uzak.net.tr {asla i? yapmay?n tavsiye etmem} )  yapm?? oldu?u saçmalal?klar ve ihmalkarl?klar yüzünden domain yenileme süresi biter bitmez  elimden gitmi?ti. ?lk etapta ?a??rm??t?m fatihkansoy.com’u kim al?r ki benden ba?ka ?

Sonra “ who is “ denilen bu domain kime ait bilginise ula?t???mda  ingiltereden bir firman?n ad? geçiyordu. Bende bunun üzerine beklemeye ba?lad?m “nede olsa dü?er tekrar al?r?m adamlar ekstradan tekrar para verip alacak de?iller ya” diyerek. Gel zaman git zaman y?l 2008 oldu bu adamlar her y?l fatihkansoy.com adresini yenilediler. Bir kaç ay önce bende fatihkansoy.com.tr ile fatihkansoy.net adreslerini kay?t ettim kendi ad?ma.

??ler bundan sonra ba?lad?. ?lgiltereden konusu fatihkansoy.com olan  bir email ald?m.  Email aynen ?öyle:

Hi Fatih,
I noticed that you own fatihkansoy.net and wondered if you are aware that fatihkansoy.com will soon be released. Okumaya devam…