Kapitalizm Neymiş Dostlar ?

Yaklaşık çeyrek yüzyıl istanbulda yaşadım, dört sene iktisat lisans (marmara) yetmezmiş gibi bir sene de yüksek lisans(itü) ekledim,kapitalizm ile ilgili okuduğum kitapları üst üste koysam boyumu aşar ancak  londrada bulunan  Abercrombie & Fitch mağazasının önünde soğuk ve rüzgarda dışarıda metrelerce kuyrukta içeri girmek için saatlerce bekleyen; içeride de her biri neredeyse (en düşük )100er poundluk eşyaları satın almak için ayrıca sıra bekleyen insanları görmeden önce kapitalizmin ne olduğunu,tüketim çılgınlığını, marka bağımlılığını bu zamana kadar tam anlamadığımı hissettim.

Yanda fotoğrafını gördüğünüz binanın içi kapkaranlık sadece ürünlerin bulunduğu dolaplarda kısık bir ışık var. insanlar çıldırmışçasına ürünlere saldırıyor. Bu bahsettiğim sıraya bugün japon arkadaşın ısrarı yüzünden ben de katlanmak zorunda kaldım. insanlar sıradayken ürünlerle ilgili konuşuyor,durmadan methiyeler yağdırıyorlar. japon arkadaşa durmadan soruyorum “neden bu sıra” o da durmadan “abercrombie için” diyor. bende “tamam da ucuzluk mu başlatttı ?”  “yeni bir ürün mü piyasaya çıkardı mesela ipad gibi falan” yok diyor,biraz mantığıma yatacak cevaplar almak için böyle sorular sormaya devam ediyorum.Cevaplarda değişim yok. Her neyse zaman gelip geçti içeri girdik ben katları dolaşayım dedim. Hakkaten dişe tırnağa dokunur ne var diye bakayım dedim ucuzsa alalım malum londra soğuk bu markanın ürünleride genelde kışa yönelik  Ancak elime attığım herşey üç basamaklı sayılardan oluşan fiyatlarla etiketlenmiş. Bir iki tane alsam devletin vermiş olduğu burs güme gidecek ve aç karnına abercrombie sahibi olacağım :) Millet öyle mi ? Elbette değil çantasını dolduran doldurana anlamadım gitti. İnsanlar mağazadan çıkar çıkmaz aldıkları eşyaların etiketlerini koparıp üzerlerine giyiyorlar ve sanki dünyaları onlara vermişsiniz gibi müthiş bir sevinç içerisine dalıyorlar. Okumaya devam…

Ağustos Okumaları ve Değerlendirmeleri

Henüz daha bir kaç gün oldu rekor tatilimden döneli. Uzun bir süredir siteye gelen yorumları onaylamak dışında site ile ilgili bişi yapmıyordum. Soru soran/sataşan arkadaşlar cevap veremediğim inşallah kusuruma bakmazlar çünkü çok kısıtlı internet erişimim vardı. Hatta ve hatta genel olarak internet ile ilgili hiç birşey yapmadım desem yeridir… Bu yıl ağustos ayında 10 gün olarak planladığım tatil annemin ve babamın ve dahi diğer akrabaların yoğun ısrarları sonucu 35 güne kadar çıkınca son 6 yılın tatil rekorunu kırmış oldum. Rekoru şöyle anlatsam daha  anlamlı olur. Son altı yılda toplam olarak 35 gün tatil yapmamıştım :) Bu zaman zarfında bazı kitapları iki kere okuma fırsatı buldum. Malum köy yerinde dağ taş tarla gezmek dışında en iyi alternatif serin havada kitap okumak oluyor.Köyde kitap okudğum vakitlerde büyük insanlar neden böyle şehirden insanlardan uzaklara gidip bi başlarına düşünce dünyasına daldıklarını daha iyi anladım. Köye gitmeden önce Ağustos ayını kendi çapımda liberalizm,demokrasi,hürriyet gibi kavramları anlama ayı olarak ilan etmiştim. Bu açıdan aşağıda ağustos ayında okuğum kitapların bir değerlendirmesini yapmak yerinde olur diye düşündüm belki bu işe kalkışacak arkadaşlara bir faydası olur.Ayrıca aşağıdaki kitapları okumadan önce şu kitapların okunması da önemle tavsiye edilir:

  • John Stuart Mill`in “Özgürlük Üstüne”
  • John Locke`un “Hoşgörü Üstüne Bir Mektup”
  • Atilla Yayla`nın “Liberalizm”

kitapları konuların anlaşılması ve oturması için yerinde olabilir.

Okumaya devam…

Kapitalizmin Metalaştırdığı Değerler{imiz}…!*

Kapitalizm öyle garip bir sistemdirki kar gelebilecek herşeyi satmak mübah görünür. Yahut biz öyle alglıyoruz. Manevi değerler alt üst olur her şey her an metalaşabilir.Marksist iktisatta “malların metalaşması” olarak adlandırılan benzer durum şöyle gelişir.

Kapitalist öncesi toplumlarda üretim sadece “kullanım değeri” için yapılırken işbölümü,uzmanlaşma,aşırı talep,artan verim,kar güdüsü,zenginlik hırsı v.s gibi sebeplerden artık üretim “değişim değeri” için yapılmaya başlanır. Yani eskiden anadoluda yaşayan bir amcamız  bahçesinde sadece kendisi için ürettiği domatesleri üretim araçlarına sahiplik ile birlikte üretimi büyük topraklarda yapmaya başlayıp artık istanbuldaki bir başkası için üretmeye başlıyorsa artık domates “mal” olmaktan çıkıp bir “meta” olmuştur/dönüşmüştür.Domates meta olduktan sonra o üretimi yapan “köylü amca” bir anda anadoluda “ağa” batıda  “burjuva” oluvermiştir. Bu metalaşma süreci tarihsel evrede bir çok şeyi değiştirmiş. Marx`ın en çok değindiği 3 argüman ise “paranın metalaşması” “emeğim metalaşması” “toprağın(üretim araçlarının) metalaşması”dır.  Süreç o kadar hızlı ve keskin ilerlemeye devam ederki artık bu durdurulamaz. Marx bunun durdurulmasının tek ve yegane yolunun işçi ayaklanması yahut teknik tabirle “proletarya devrimi” ile gerçekleşebileceğine inanmıştır. Hatta bunun çok yakın bir tarihte en fazla kapitalistleşmiş olarak gördüğü avrupada hususi ile ingilterede başlayacağını düşünmüştür. Fakat bu nafile bir düşünce olmuş ne kendi ömrü ne sonraki yüzyılda avrupada böyle bir devrim gerçekleşmemiş ancak devrim dışındaki diğer birçok analizi doğru çıkmıştır. Okumaya devam…

İktisadi Düşünce,Karl Marx,Che ve Micheal Jackson

Karl Marx bundan yıllar önce kapitalizmin ne kadar vahşi olduğunu sıkıcı kitabı “sermaye” de dilinin döndüğü kadar açıklamaya çalışmıştı  ve bunu yaparken bazen abarttığı söylenirdi… Hatta kendisini bilimsel sosyalist görüp önceki sosyalist düşünürleri ya da bu minvalda fikri alt yapısı olan Robert Owen,Saint Simon,Sismondi gibi düşünürleri aşırı  romantik ya da “ütopik sosyalistler” olarak adlandırmasına rağmen bazı neoliberal iktisatçılar, Kapital`e uygulaması imkansız hayal ürünü kitap derken yazarına ütopyacı ve servet düşmanı bir insan demişlerdir.

Ama bugün gördük ki kapitalizm hakikaten hiç bir maddi manevi değer taşımıyor..paradan başka..

Peki marx ne demişti ?

Katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve en sonunda insanlar hayatın gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyor.

İşte tam bu noktada geçen yıllarda çıkan haber marx`ın tam isabet ettirdiğinin göstergesi idi. Bakınız habere.

Haberde özetle diyor ki:

Küba devriminin sembol ve simgeleşen ismi Ernesto Guevara de la Serna kısaca Che Guevara ekonomik eşitsizliği ortadan kaldırmanın tek yolunun devrim olduğuna inanarak başta ABD olmak üzere kapitalizmle mücadeleye başlamış 9 Ekim 1967 de Bolivyada yakalanmış ve yakalandığı günün ertesi gün (söylenenlere göre) yargısız infaz edilmiştir…

Che`yı idam eden CIA eski memurlarından Gustavo Villoldo idamdan sonra ispat için kestiği saçları ve iki fotoğrafını 119 bin 500 dolara  açık arttırmada sattı… Evet gördük ki kapitalizm marx ne kadar “yakında çökecek” dediysede görüldüki kapitalizm o kadar vahşi bir şekilde büyüdü ki karşıtlarını yok edecek ve yok edilişlerinden bile kar elde edecekti…

İşin garibi bu saçları ve fotoğrafları alanda bir kapitalist…

Marksistler için son derece üzücü olduğunu düşündüğüm bu olay “iktisat ve iktisadi düşünceler tarihi” açısından son derece garip bir örnek olarak tarihe not düşmüştüm.

..Ardından iki seneye yakın zaman geçti ve  ünlü pop star, küreselleşmenin müzik ayağı, popun kralı :Micheal Jackson hayatını kaybetti. Evet öleli tam 10 gün oldu onlarca haber belgesel röportaj vs yapıldı. öldüğü an en büyük haber ajansları acil koduyla dünyaya bu haber duyuruldu. Duyan herkes hüzünlendi ve bu büyük sanatçıya saygılarını ifade ettiler…Ettiler ama belli bir yere kadar.

şu haberde de gördüğünüz üzere Jackson için cenaze töreni düzenlenecek ve biletli olarak gerçekleştirilecekti. Biletler ise ücretsiz olup çekilişle dağıtılacaktı. Toplam bir buçuk milyon insan bu çekilişe katılmış ve kazananların kazandığı  bileti satmayacağına sözler alınmıştı. Buraya bir mim koyuyoruz.

Yine bu kısma Karl Marx karşımıza çıkıyor ve diyor ki :

Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser “

Yani “neyleyeyim saygıyı,jackson`u,anıları,kutsal değerleri para etmiyorsa…” işte bilet alan adam da bu açıdan bakıyor olsa gerek biletini 100 bin dolardan satıyormuş…

Dün ve bugün bize  gösterdi ki kapitalizm “Düşmanının ölüsünden kalan hatıraları ve saçını bile satar”…hemde 120 bin dolara… “Hayran olduğu,arkasından göz yaşı döktüğü ve cenazesine katılacağına dair söz verdiği kişinin cenaze merasiminin biletini gururuyla birlikte satar” hemde 100 bin dolara…