You’re Not Supposed to Understand the Federal Reserve

25mag-25onmoney-t_CA0-articleLarge

It’s a well-written paper that shows why FED decisions are very important even we do not understand how exactly it works. Actually, FED, in other words FOMC’s decisions have more important role in  emerging market economies than it has in the US. I’m hoping that I will have time to write something on this regards. Anyway, it seems better idea reading this article instead of waiting me… :)

new_york_times_logo_large-1600x600

Akademisyenler için Blog Sosyal Medya ve Web-Teknoloji

tech-1024x750

Web-Blog Sayfası/Sosyal Medya: Bir akademisyeni diğer meslek gruplarında çalışan insanlardan ayıran en önemli özelliği onun “yazmak için okuması, okunmak için yazmasıdır.” Yani bir akademisyen yazmıyorsa o kişiye biz entelektüel diyebiliriz, bilgili bir insan diyebiliriz ama asla akademisyen diyemeyiz. Aynı şekilde okumadan, yazdıklarının arkasını doldurmadan yazan kişiye de akademisyen denmez, belki köşe yazarı deriz, blogger deriz televizyoncu deriz ama asla akademisyen diyemeyiz. Dolayısı ile akademisyen okumalı yazmalı ve yazdıklarının okunması için çaba sarfetmelidir. Akademisyen “ben yazdım gidip bulun okuyun” dememeli. Okumaya devam…

Ingiltere’de Ekonomi Yuksek Lisans ve Doktora Egitimi

londonkkk

Hic kuskusuz sanayi devriminden sonra ingiltere, dunyanin en onemli ve etkili ulkelerinden biri
olmustur. Etki alani kadar buyuk ve gelismis ki “gunesin batmadigi krallik” olarak anilir hale gelmistir. Bu etki sadece toprak genisligi veya kolonilestirdigi ulke sayisina bakarak anlasilacagi gibi gerek hukuk sistemi gerek egitim sistemi gerekse ingilizcenin kuresel dunyanin bir numarali dili haline gelmesinden de anlayabiliriz. Bugun dunya’da yuzlerce ulke ingili huku
k sistemine sahiptir. Keza ingiliz egitim sistemi de bir cok ulke icin ilham kaynagi olmustur. Elbette bilim ve sanayideki gelismelerden Ekonomi bilmi de nasibini almistir. Bugun herhangi bir iktisat ogrencisine “buyuk iktisat dusunurlerini sayar misin?” diye sorulsa verecegi isimler Adam Smith, David Ricardo, Malthus, Karl Marx, Alfred Marshall ve Keynes olacaktir. Tum bu iktisat dusunurlerini yetistiren ulke ingilteredir. Peki iktisat bilmine tarihte bu kadar buyuk katki saglayan bir ulke gunumuz modern iktisat kuraminda etkisi nedir ? Tipki tarihte oldugu gibi ingiltere iktisat dunyasini etkilemeye devam ediyor. B6ru_7uCYAATcsd.jpg-largeOyleki dunyanin en onemli 10 akademik dergisinden 5’i ingiltere merkezlidir . Dahasi akademik
arastirma kriterine gore Repec’in yaptigi siralamada en iyi ilk 50 universite arasinda 10’a yakin ingilizokulu bulunmaktadir. Ingiltere’nin ekonomi akademik dunyasina bu denli etkisinin yani sira Londra’nin dunyanin en buyuk finans ve ticaret merkezi oldugunu da dusunursek ekonomi-finans egitimi icin ingilterenin ne denli onemli ve dogru bir adres oldugu daha iyi anlasilir. Okumaya devam…

Ingiltere`den neyimiz eksik ?

Hiç kuşku yok ki Türkiye ve Anadolu insanı, medeniyet birikimi, kültür algısı ve insani değerler açısından gerek İngiltere gerekse birçok batılı devletten fersah fersah ileri bir seviyede. Bu değerlerin sayısı o kadar fazlaki bunları saymak yerine ingiltereden eksik kaldığımız birkaç konuyu anlatıp diğer tüm alanlarda ileriyiz demek matematiksel olarak daha mantıklı görünüyor. Bu açıdan birkaç başlık altında İngiltere`nin çok iyi konumda olduğu  ve yakın gelecekte bizim de böylesi değerlere sahip olma dileği ve umuduyla hazır tatildeyken birkaç şey karalayayım dedim.

Basın

Dünya`ya gazeteciliği ve dergiciliği öğreten tıpkı futbolun beşiği olduğu gibi medya`nın da beşiği sayılan İngiltere sahip olduğu basın kuruluşları ile ne kadar övünse azdır. Burada övünülecek durumun olması onları yayın politikalarını doğru bulduğum manasına gelmez. Birçok açıdan yanlı ve hatta iki yüzlü bir yayın politikaları olsa da bu işi dahi gayet profesyonelce yapıyorlar.

Gazeteler Okumaya devam…

“Sıradan ve Sürüden Olmayan” Bir Akademisyen: Fahri Karakaş

karakas

Bugün ki  yazım, Türkiye`de lisans eğitimimin sonlarına doğru yazıları ile tanıştığım ve “daha önce nasıl farkedememişim” diye vahladığım, ancak 3 sene sonra Londra`da ilginç bir şekilde tanıştığım ve Türk akademi dünyasında 10 tane daha olsa memleketin akademi çehresi değişir” dediğim, kariyeri başarılarla dolu ve dahi “entelektüel hamal” olmayan bir  akademisyenden, Dr. Fahri Karakaş`tan ve çeşitli sitelerde yazdığı yüzlerce enfes yazılardan bahsedeceğim.

fahrikarakas1996 Balıkesir  Sırrı Yırcalı Anadolu Lisesinden mezun olduktan sonra ÖYS Türkiye 6. Olarak Koç Üniversitesi İşletme Bölümünde burslu okudu, sonra Boğaziçi Üniversitesinde işletme  yüksek lisans yaptı bu dönemde gerek ulasal gerekse uluslararası birçok şirkette önemli projelere öncü oldu ve yürütmesinde bulundu. Daha sonra dünyanın en önemli işletme okullarından Kanada`nın meşhur Mc Gill üniversitesinde burslu doktora eğitimine  başladı ve  doktorasını 2009 da bitirdi.Yazmış olduğu doktora tezi Leadership & Organization Development Journal tarafından “olağanüstü” kabul edilerek ödüle layık görüldü. 19 mayıs makale yarışmasından tutun bu tarz akademik ödüllere kadar bir çok ödül kazandı. Bir çok kitabı ve uluslararası saygın journallerde makalesi bulunan Karakaş, halen İngilterenin Open Üniversitesi`nde hoca olarak görev yapmaktadır. Fahri Karakaş  ödülerine  mart ayında bir yenisini daha ekledi. Yürüteceği proje için the Leadership Foundation for Higher Education tarafından 10bin sterlin burs ile ödüllendirildi.

Kanada`da da sadece okula gidip ders çalışıp kitap ezberlemedi. Bir çok sivil toplum kuruluşunda aktif  görevler alarak doktoranın ötesindeki hayallerine ulaşmaya çalıştı ya da ötelerden gelen bir ufkun peşinde koştu ve durmadan bir tuğla koyabilmenin mücadelesini verdi. Zaten doktora tezi de “yardımseverlik liderlik” üzerine idi. Hasılı işin teoriğini çok iyi yaptığı gibi  mutfağını da aksatmadı.

Eski öğrencileri acaba ne diyor diye merak edenler buraya tıklayarak öğrenebilirler. Ayrıca “acaba yazı uslubu nasıl  diyenler” için güzel bir örnek verelim. Global değerler üzerine birlik bütünlük makalesi okunabilir. Türkçe yazılarına birazdan değineceğim.

Doktora Eğitimini Tanımlaması

Doktora, gurbet demek, yalnızlık demek, hasret demek, hüzün demek. Daha yaşanır ve daha güzel bir Türkiye’ye ve dünyaya özlem demek. Doktora, fikir sancısı çekmek demek. Doktora, delicesine yazmak ve kendinden geçercesine düşünmek demek. Doktora, her hafta 3-4 bin sayfa okumak demek. Doktora, idealistlik ve fikir girişimciliği demek. Doktora, insanlık için bilim üretmek demek. Doktora, hayatı ve dünyayı daha yaşanabilir hale getirmek için dert çekmek demek.

Doktora, yıllarca iğne ile kuyu kazmak demek. Çile doldurmak demek. Çilehane sayılabilecek araştırma ofisinde yıllarca sabretmek demek. Sabır olmadan olmaz. Sabır bu işin ilk kuralı. Yalnızsınız. Derdinizde, coşkunuzda, keşiflerinizde, problemlerinizde yalnızsınız. Soyutlanmış, odaklı, dertli, ızdıraplı, ümitli, sancılı, yıllar süren zorlu bir süreç doktora.

Çok ama çok çalışacaksın. Yolda, yürürken, yatarken, yazarken araştırmanı düşüneceksin. Araştırma çok nazlıdır, saatlerce, günlerce, aylarca uğraşırsın ve bazen hiç bir şey bulamadığına inanırsın. Kendini zorlaya zorlaya gıdım gıdım ilerlersin. Bazen mehter gibi geri dönersin. Bazen haftalar geçer de bir mesafe alamaz, tek sayfa yazamazsın. Hacca giden topal karınca gibi sabırla yoluna devam edersin. Umutla, ısrarla, cesaretle masana ve ofisine dönersin.

Kafaya takarsın meseleni, kendine dert edersin. Sürekli beyaz bir sayfa açarsın. Yeni bir umutla, ısrarla ve inançla başlarsın her yeni güne. Gecenin al yalazında herkes uyurken sen harıl harıl okur, yazar, çırpınırsın. Yorulmaya hakkın yoktur. Çünkü yüz metre koşusunda değil maratondasındır. Gecelerce ofis köşelerinde bir sandalyede kıvrılıp uyuyakaldığın olur. Zorlandıkça, ilerledikçe, keşfettikçe, yazdıkça, okucukça mutlu olursun.

Küçücük ofisinde kendi küçük dünyanda büyük hayallerin, büyük umutların, büyük ideallerin vardır. Yepyeni bir dünya kurmak istersin. Yaptığın araştırmanla dünyayı değiştirmek istersin. Bilime, insanlığa, medeniyete katkıda bulunmak istersin. Tarihe ve literatüre kalıcı bir not düşmek istersin. Senin söyleyecek sözün ne olacak diye düşünürsün. Yeni kavramlar üretmek ve insanlığa sunmak istersin. Bilime etkide bulunmak ve düşünce tarihine yön vermek istersin. Disiplinler arası kaotik bir entellektüel yolculuğa çıkarsın. Yolunu kaybettiğin ve çıkmaz labirentlerde hissettiğin olur. Ama tünelin ucunda mutlaka bir ışık vardır ve sen o ışığı bulacaksındır.

Peki bu sözlerin içini doldurmuş mu ? Kulakların doyduğu gözlerin aç olduğu bir zaman da yine kulaklarımıza mı çalışıyor bu cümleler ?  Hemen cevaba bakıyoruz.

Size yaptığım araştırmalardan birini anlatayım. Son bir yıldır yoğun olarak “Theory Paper” adı verilen doktora aşamasında mini bir tez hazırlamak için uğraşıyorum. Bu araştırmanın alt dallarından birinde son on yılın Liderlik teorilerini inceledim. 1996 ve 2006 yılları arasında uluslararası indekslerde yer alan ve yayınlanan 100 adet liderlik makalesini taradım. Her bir makaleyi iki-üç kez okudum ve notlar çıkardım. Sonra bütün bu makaleleri dev bir tabloda özetledim. Tablonun boyu benim boyumu aşınca tamam artık dedim: Yeter. Bir senteze ulaşmaya çalışmalıyım. Son on yılın bu yüz makalesini beraberce nasıl yorumlayabilir ve sentezleyebilrim?

Okumaya devam…

Ekonomi-iktisat ve Sinema

Daha önce Ankara Üniversitesi SBF`den Prof.Dr.Aykut Kibritçioğlu tarafından derlenen şuradaki yazıda dile getirilen sonra benim aynı ile yayınladığım “her iktisat öğrencisinin izlemesi gereken sinema filmler listesi“ni tekrar gözden geçirirken acaba bu konuda dünya da daha geniş bir çalışma var mı diye şöyle bir araştırma yapmam sonucu bulduğum aşağıdaki bilgileri aynen paylaşıyorum. Özellikle iktisat hocaları,iktisatçılar, iktisat ekonomi öğrencileri kesinlikle bu filmlere göz atmalılar. Ekonomi ile alakalı bir çok açıklayıcı öğretici bilginin yanı sıra iktisat politikalarının uygulamadaki yerini görmek için eşsiz fırsat. Yazıyı aynen buraya aktarıyorum.

“Değişen ve gelişen dünyada görselliğin önemi her geçen gün biraz daha artıyor. Görsel iletşimin en önemli sektörü olan sinema dünyası bugün uluslararası ilişkileri etkileyecek ve hatta yön verecek düzeyde olduğu artık bir gerçek.Ekonomi bilmi hayatın ta kendisi ile ilgilendiği için doğal olarak sinema dünyasında kendisine oldukça fazla yer buluyor.İktisat bilminin sinemada yer bulan filmelerinden ve akla ilk  gelenlerden  The Beautiful Mind” filmi artık “oyun teorisi” ile özdeşleşmiş gibidir. Öğrenciler oyun teorisini ya da en azından iktisadı anlatmak isteyen bir çok hoca bu filme başvuruyor.  Peki iktisatla alakalı film sadece bu film mi var ? Okumaya devam…

Youtube Yasağı Kaltı. Peki Şimdi Ne olacak ?

image

Memleketten haberler…Youtube yasağı kalkmış sayın seyirciler. Bu çok güzel bir haber,çok güzel haber de peki şimdi ne olacak ? yurdum insanını bu nasıl etkileyecek ? Hemen ekonomi okuyan arkadaşlara tavsiyelerde bulunalım da youtube`yi sadece atlamalı zıplamalı komik videoların ve şarkı türkü kliplerinin bulunduğu bir site görüntüsünden kurtaralım.

Youtube bizde yasak olduktan sonra kendisini çok geliştirdi. :) Daha önce şurada biraz temas ettiğim youtube`yi eğitim amaçlı kullanabiliriz.

Youtube EDU

Evet youtube edu dünyanın birçok kaliteli üniversitesinin özel bir sayfası bulunduğu youtube edu kesinlikle incelemelisiniz. Bunun dışında kimse “abd de olsam şu konferansa giderdim,ingilterede olsam bu konferansa giderdim” yakınması yapmasına gerek yok. Örneğin Harvard üniversitesinin youtube kanalına şuradan ulaşabilirsiniz. Dersler,konferanslar,tanıtımlar,röportajlar v.s v.s istemediğiniz kadar harvard videosu. Bir örnek ingiltere LSE den. Londrada LSE`nin “public event”leri çok meşhur. Yediden yetmişe herkes katılabiliyor bu konferanslara. Bu zamana kadar tüm konferansları ya videoya alıyorlar ya da mp3 olarak ses kaydını tutuyorlar ve internette yayınlıyorlar. Dolayısı ile londrayı Türkiyeye getiriyorlar işte LSE public event sunumları http://www.lse.ac.uk/resources/podcasts/publicLecturesAndEvents.htm Okumaya devam…

Kapitalizm Neymiş Dostlar ?

Yaklaşık çeyrek yüzyıl istanbulda yaşadım, dört sene iktisat lisans (marmara) yetmezmiş gibi bir sene de yüksek lisans(itü) ekledim,kapitalizm ile ilgili okuduğum kitapları üst üste koysam boyumu aşar ancak  londrada bulunan  Abercrombie & Fitch mağazasının önünde soğuk ve rüzgarda dışarıda metrelerce kuyrukta içeri girmek için saatlerce bekleyen; içeride de her biri neredeyse (en düşük )100er poundluk eşyaları satın almak için ayrıca sıra bekleyen insanları görmeden önce kapitalizmin ne olduğunu,tüketim çılgınlığını, marka bağımlılığını bu zamana kadar tam anlamadığımı hissettim.

Yanda fotoğrafını gördüğünüz binanın içi kapkaranlık sadece ürünlerin bulunduğu dolaplarda kısık bir ışık var. insanlar çıldırmışçasına ürünlere saldırıyor. Bu bahsettiğim sıraya bugün japon arkadaşın ısrarı yüzünden ben de katlanmak zorunda kaldım. insanlar sıradayken ürünlerle ilgili konuşuyor,durmadan methiyeler yağdırıyorlar. japon arkadaşa durmadan soruyorum “neden bu sıra” o da durmadan “abercrombie için” diyor. bende “tamam da ucuzluk mu başlatttı ?”  “yeni bir ürün mü piyasaya çıkardı mesela ipad gibi falan” yok diyor,biraz mantığıma yatacak cevaplar almak için böyle sorular sormaya devam ediyorum.Cevaplarda değişim yok. Her neyse zaman gelip geçti içeri girdik ben katları dolaşayım dedim. Hakkaten dişe tırnağa dokunur ne var diye bakayım dedim ucuzsa alalım malum londra soğuk bu markanın ürünleride genelde kışa yönelik  Ancak elime attığım herşey üç basamaklı sayılardan oluşan fiyatlarla etiketlenmiş. Bir iki tane alsam devletin vermiş olduğu burs güme gidecek ve aç karnına abercrombie sahibi olacağım :) Millet öyle mi ? Elbette değil çantasını dolduran doldurana anlamadım gitti. İnsanlar mağazadan çıkar çıkmaz aldıkları eşyaların etiketlerini koparıp üzerlerine giyiyorlar ve sanki dünyaları onlara vermişsiniz gibi müthiş bir sevinç içerisine dalıyorlar. Okumaya devam…

Ağustos Okumaları ve Değerlendirmeleri

Henüz daha bir kaç gün oldu rekor tatilimden döneli. Uzun bir süredir siteye gelen yorumları onaylamak dışında site ile ilgili bişi yapmıyordum. Soru soran/sataşan arkadaşlar cevap veremediğim inşallah kusuruma bakmazlar çünkü çok kısıtlı internet erişimim vardı. Hatta ve hatta genel olarak internet ile ilgili hiç birşey yapmadım desem yeridir… Bu yıl ağustos ayında 10 gün olarak planladığım tatil annemin ve babamın ve dahi diğer akrabaların yoğun ısrarları sonucu 35 güne kadar çıkınca son 6 yılın tatil rekorunu kırmış oldum. Rekoru şöyle anlatsam daha  anlamlı olur. Son altı yılda toplam olarak 35 gün tatil yapmamıştım :) Bu zaman zarfında bazı kitapları iki kere okuma fırsatı buldum. Malum köy yerinde dağ taş tarla gezmek dışında en iyi alternatif serin havada kitap okumak oluyor.Köyde kitap okudğum vakitlerde büyük insanlar neden böyle şehirden insanlardan uzaklara gidip bi başlarına düşünce dünyasına daldıklarını daha iyi anladım. Köye gitmeden önce Ağustos ayını kendi çapımda liberalizm,demokrasi,hürriyet gibi kavramları anlama ayı olarak ilan etmiştim. Bu açıdan aşağıda ağustos ayında okuğum kitapların bir değerlendirmesini yapmak yerinde olur diye düşündüm belki bu işe kalkışacak arkadaşlara bir faydası olur.Ayrıca aşağıdaki kitapları okumadan önce şu kitapların okunması da önemle tavsiye edilir:

  • John Stuart Mill`in “Özgürlük Üstüne”
  • John Locke`un “Hoşgörü Üstüne Bir Mektup”
  • Atilla Yayla`nın “Liberalizm”

kitapları konuların anlaşılması ve oturması için yerinde olabilir.

Okumaya devam…

Bir Bilim Adamının Hayatından Çıkarıla(bile)cak Dersler

image

Bir kaç aydır içinde bulunduğum çetin ve çetrefilli durum nedeniyle ne yazabiliyor ne de ciddi şekilde düşünebiliyordum. Sadece ve sadece pasif bir bekleme sürecinde kendi kafamda oluşturduğum fasid bir daire içerisinde dönüp duruyorum. Hala da bu daireden tam manası ile çıktığım söylenemez. Tüm bu nedenlerden ötürü bir ay önce yazmayı planladığım bir değerlendirme yazısını ancak şimdi yazabiliyorum…


Geçen ay (haziran) Tübitak tarafından kırk küsür yıldır çıkan Bilim ve Teknik Dergisi de çok hoşuma giden ve içerisinde türlü türlü dersler olduğunu farkettiğim bir hayat hikayesinden bahsetmek istiyorum. 2004 yılı Nobel Kimya Ödülü sahibi israilli Prof.Dr. Aaron Ciechanover`a ait olan bu hikayede öğrencilere,öğretmenlere,bilim adamlarına,iş adamlarına,anne ve babalara yönelik bir çok ders bulunuyor.

Bilimsel Başarı ve Aile

Okumaya devam…