En büyük engelim internet !*

ilk bilgisayara 2004 yılı nisan ayında sahip olabilmiştim. Halbuki bilgisayara merakım çok daha öncelerine dayanır. Evde 90lı yıllara ait bilgisayar dergileri hala tozlu şekilde kendilerine kütüphanemde yer bulurlar .İnternet kafelerin istanbulda en son açıldığı yerlerden biri de bağcılardır. Hiç unutmam bakırköyde özgürlük caddesinin aşağı tarafında bir yerde  internet kafenin açıldığı duymuştum. Arkadaşlardan duyduğum kadarıyla onlarca bilgisayar parasıyla belli bir zaman kiralanabiliyormuş ve kimse karışmıyormuş.Hangi düğmesine basarsan bas ne yazarsan yaz, özgür ortammış vesselam. Çok hoşuma gitmişti bu fikir. Daha önce bilgisayar ile temasım daha doğrusu uzaktan görmüşlüğüm sadece üst katımızda oturan ve sadece tatillerde gelen bir üniversiteli abiyi fifa oynarken uzaktan seyretmek şeklinde olmuştu. Neyse  internet kafeye gitmeyi aklıma koymuştum. Bir arkadaş kafalasam hemen gidecektim ama kimsede böyle şeylere merak yok o zamanlar. Varsa yoksa “Sega” tarzı oyunlar. Bir kaç gün öğlen yemeği paramı biriktirip okuldan hemen sonra oraya gittim. Tabi o zamanlar hazırlık sınıfındayız yani yavaş yavaş ingilizce kelimeleri öğrenmiş cümle kurma dönemindeyiz bu açıdan internet denilen bu acip icad ile ecnebi memleketlerden insanlarla hususi ile bayan arkadaşlarla konuşma fırsatı vardı çoğumuz için. O zamana kadar “penfriend” adı altında olan mektup arkadaşlarımızdan aylarca mektup beklemek yerine anlık mesajlar alabiliyorduk ama ne tadı ne tuzu vardı bu işin. Hasılı gerek dergiler gerekse böyle internet merakı sayesinde bilgisayarı aldığımda kendi çapımda çoğu şeyi biliyordum. Bilgisayar aldıktan hemen sonra “buna bir de internet falan lazım” deyip koyulduk telekom`un kapısına… o zaman adsl bağlantısı henüz sadece isim olarak zikrediliyor ancak ortalıklarda pek görünmüyordu. Nedir hikmeti, nasıl bişidir derken kayıt olduk. Oradaki amcabey “iki üç aya yeni portlar açılacak sizi listeye yazdık” dedi.Ne büyük bahtiyardık telekomdan çıktığımızda babam ile birlikte. 3 ay sonra internetimiz olacaktı. Tabi ben vay anasını sayın seyirciler bu ne acip bişi böyle 3 ay sonra gelecek diye telekomdan gelecek telefonu beklemeye başladık. o zamanlar yanlış hatırlamıyorsam henüz özelleşmemişti telekom. (özelleştirmenin faydası). Her neyse internet gelene kadar bilgisayarda çeşitli programlar kur yükle falan filan uğraşır her gece de saçma sapan bir şekilde bilgisayarı baştan sona virüs taramasından geçirirdim :))) Neyse anlatacaklarım bunlar değil elbet..

Bilgisayarım olmadan önce ve sonra arasında karşılaştırmalar yapmak niyetiyle yazmaya başladım niyetimizi bozmadan devam edelim.

Bigisayarım yokken son 2 sene her gününü tek tek yazdığım günlüğüm vardı...Ama klasik “uyudum uyandım yedim içtim uyudum” tarzı değil günü ve yorumlamaya çalışan güncel olaylara temas eden,hatırda kalacak notlar tutan,bugün ne öğrendim kısmı olan,yanlışları işaretleyen bir günlük. Bilgisayar aldıktan sonra bir kaç ay zorla devam ettim sonra haftada bir yazmaya sonra sonra hepten bıraktım…öyle tatlı bir hatırası kaldısadece.

Bilgisayarım yokken seçtiğim yazarlar ve o yazarlara ait en önemli kitaplar vardı zihnimde ve defterimde. Bunların kendilerine has okunacak ayları vardı. Örneğin hiç unutmam John Stainbeck denilen amcanın ayı hazirandı fareler ve insanlar gazap üzümleri gibi kitaplarını o vakitlerde okuyor yazarın uslubunu,amacını v.s anlalamay çabalıyordum

Ezberlemem gereken şiirlerim,dualarım,sözlerim vardı… sonra ezberlenecek listelerim kayboldu sonra da ezberlediklerim. Çünkü artık hiç birine hitiyaç yoktu. Artık ADSL bağlantılı internetim vardı. hepsi biraz uzaktaydı.

Gazetede dergide çıkan ve hoşuma giden yazıları kesip bir yere saklama yahut çok hoşuma gidenleri panoma asma adetim vardı..

Günlük dışında hususi içimi dökmeye çalıştığım çizgisiz defterim vardı. Mahalleden bir arkadaşın abisi matbaacıydı ona özel olarak yaptırmıştım.

Eskiden uyumadan en son yaptığım şey kitap sayfasını zar zor kapatmak ya da kapatamadan uyuya kalmaktı. Ama şimdi “dur şunun fişini çıkarayım bataryası bozulmasın” sözü… ve şişik gözler…

Eskiden neyi araştırdğımı bilerek hareket ediyor ve sonunda istediğim bilgiyi geçte olsa alıyordum ve o bilgi benim oluyordu. Yani hem sindiriyor hem de hazmediyordum bilgiyi. Şimdi ise “vay bu da varmış aha bu da,şu da, bak ba burada da bu varmış” demekten başka bişi yapmıyor. sadece ve sadece aradığım bilgiye hızlıca ulaşıyor ancak bilgiyi sadece çiğniyorum yazıyorum ve sonra atıyorum. hiç bir zaman benim olmuoyor,olamıyor.

Eskiden arkadaşlarımın doğum günleri ajanda tarzı  günlüğümün sol ve sağ üst tarafta tarih yazan kısımda yazılı olurdu ve doğum günlerini tebrik etmeyi elimden geldiğince aksatmamaya çalışırdım. Şimdi ise  facebook ta “sizin şu elemanın 3 gün sonra doğum günü,iki gün sorna doğum günü, bugün doğum günü” şeklinde bayağı yapay sanal bir uyarım var. Ama içimden doğum günlerini kutlamak gelmiyor. çünkü o kadar bayağı kutlama arasında kaybolmak istemiyorum.

Haftalık kesinlikle bir kitap okur,köşesine berisine notlar yazardım. Şimdi daha fazla okuyor ve daha fazla yazıyorum ama gereksiz saçma sapan şeyleri okuyorum. Facebooktaki yorumları,okuyorum,msn deki geyikleri okuyup yazıyorum,alakasız haberleri okuyorum dinliyorum,farklı yerlere farklı ve bazen gereksiz şeyler yazıyorum. Nerede ne yazdığımı ne okuduğumu bir türlü bilmiyorum ama daha fazla sosyal daha fazla okur yazarım….

Artık tamamen malumat hamalıyım oysa  eskiden ise bilgi arayışçısı...

Eskiden yapmam gerekenler çok az ve netti. Şimdi ise, emaillerimi kontrol etmeliyim,facebookta hakkımda yazılanlara cevap vermeliyim,fotoğraf ekleyenlere yorum yapmalıyım,msn den çevrim dışı gönderilen mesajlara bahane sunmalıyım,teknoloji,ekonomi,siyaset,çevre,enerji,spor gibi konulara ayrılmış ayrı ayrı takip ettiğim sitelere girmek zorundayım…

Hasılı kelam anladım ki en büyük düşmanım internet….

*selami kardeşime ithaf olunur.

Comments

comments

Fatih Kansoy

Bayburt sonra Bağcılar sonra Güngören daha sonra İstanbul Universitesi ardından Marmara Universitesi daha sonra ITU ve bakti bu is Turkiye de olmuyor yeni adres Londra Üniversitesi ve Warwick Üniversitesi tekrar biraz Bayburt/İstanbul ve hemen sonra Essex Üniversitesi ve halı hazırda Nottingham Üniversitesi. Özetle Bayburt-İstanbul-Londra-Coventry-Colchester-Nottingham

2 Yorum

  1. ahmet mete   •  

    internet içinde pırlantaların olduğu bir çöplüktür. orada olmanız ya pırlantalar ve değerli eşyalar için ya da çöpler içindir. interneti doğru kullanabilirseniz kütüphaneler dolusu ansiklopedi okumaktan daha çok iş yapabilirsiniz. ama aynı anda çöplerle ilgilenerek zamanınızı da boşa geçirebilirsiniz.
    seçim sizin…

  2. Fatih KANSOY   •  

    Bakalım mücadelemizi başlattık. feysincir ve gereksiz haberleri şimdilik kaldırdık bilgisayarımızdan. gereceğiz bahsi geçen pırlantaları bulabilecek miyiz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir