Yûsuf ile Züleyha: Kalbin Uzerinde Titreyen Hüzün

Önce söz vardı, hayat sonradan geldi.

Önce çile vardı ihsan arkadan geldi.

Önce iştiyak, arkadan sebat geldi……

….Kuyu.Zindan.Kuyu.Zindan.Önce çile arkadan ihsan.Züleyha vazgeçti mi maşukundan ?

Nazan Bekiroğlu`nun efsane kitabı böyle başlıyordu. 10 yıl önce ilk kez yayınlanan ve yayınlandığı günden beri ellerden düşmeyen, ellerden düşer düşmez; eş/dost/sevgili/arkadaşlara tavsiye için dillere düşen meşhur kitabı “Yûsuf ile Züleyha: kalbin üzerinde titreyen hüzün” isimli kitabından bahsediyorum.

“Görmekten sonra görülmek, aşkın ikinci merhalesiydi.” Okumaya devam…

Sokrates`in savunması,son dakikaları ve ölümü

Sokrates

sokratinsonu

  • İlk çağ heykel kalıntıları arasında bize kadar gelen büstüne bakılırsa Sokrat, Yakışıklı olmaktan çok uzak,bir filozof için bile aşırı çirkindi: Dazlak bir kafa,koca değirmi bir yüz,göz çukurlarına kaçmış sabit bkaışlı gözler,nice sofra sohbetlerine konu olan yassı,tumturaklı bir burunla bu baş, filozofların en ünlüsünün değil de sanki bir hamalındı.
  • Sokrat`ın nasıl bir hayat sürdüğü bilinmiyor. İş yaptığı duyulmamış,yarınını düşündüğü görüşmemiştir.
  • Karısı Ksantippe`ye göre, Sokrat, bir işe yaramaz tembelin biriydi.Ama ne derse desin, o da birçokları gibi Sokrat`a tutkundu. Kocası yetmişinde ölürken, Ksantippe de ardı sıra acı çekenler arasındaydı.
  • Öğrencilerinin en sevdikleri yanı, bilgeliğindeki alçak gönüllülüktü. Bilgeliğini öne sürmez sadece bilginin ardından seve seve koştuğunu söylerdi.Uğraşısını hiçbir çıkar gözetmeden amatörce sürdürdü.
  • Sokrat: “bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”
  • Zihin dönüp kendini incelemeye başlamadan gerçek felsefe yapılamaz. Sokrat bunu “Gnothi Seauton” –Kendini Tanı- sözleriyle belirtmiştir.
  • Sokrat`tan önce Thales,Heraklitus,Parmenides,Zeno,Pitagoras,Empedokles gibi büyük filozflar yetişmişti ma bunların çoğu doğa filozoflarıydı yani nesnelerin doğal yapısını (physis),maddelerin ve ölçülebilen dünyanın bileşkenlerini ve yasalarını araştırmışlardı. Sokrata göre bunlar hoş ve güzel şeylerdi, ama filozoflar  için bütün bu ağaçlardan taşlardan hatta yıldızlardan çok daha değerli bir konu vardı: AKIL !
  • Kendine özgü dinsel bir inancı vardı: Tek bir Tanrı`ya inanıyor;ölümün onu bütünüyle yok edemeyeceğine kendince güveniyor; sonsuza sürecek bir ahlak yasasının bu denli belşirsiz bir teoloji  üzerine kurulamayacağını da biliyordu.
  • Devlet yönetimi öyle bir iştir ki, insan aklı hiçbir zaman tam olarak buna yetmezdi en ince zekaların engel tanımayan düşüncesini gerektirirdi.
  • Bu düşüncesinden dolayı demokratların önderi Anitos ve Meletos Sokrat`ın ölmesi gerektiğini,böylesinin daha iyi olacağını düşündüler.
  • Felsefenin verdiği ilk şehit, savunmasında özgür düşüncenin haklarını ve zorunluluğunu açıklıyor, devlete karşı değerine sahip çıkıyor,her zaman hor görmüş olduğu kalabalıktan acıma dilenmeye yanaşmıyordu.
  • Sokrat`ın baldıran içerek ölmesine karar verildi. Dostları hapishaneye gelip onu kolayca kaçıracaklarını söylediler;Sokrat ile özgürlüğü arasına giren herkese para yedirmişlerdi.Ama o bunu kabul etmedi. Yaşı yetmişti ve artık ölmesi gerektiğini düşünmüştü belki de.Daha sonraya kalsaydı ölümü hiçbir işe yaramayabilirdi.Ağlayıp sızlayan dostlarına “kaygılanmayın” dedi. “gömdüğünüz sadece bedenimdir”
  • Eflatun bu sahneyi “Phaidon” adlı eserinde şöyle dile getirir:
    “Sözünü bitirince Sokrat ayağa kalktı. Yıkanmak üzere başka bir odaya geçti. Kriton bize kalmamızı söyleyerek arkasından gitti. Aramızda konuşulanları, konu dışına çıkmaksızın tekrar tekrar gözden geçirdik. Aynı zamanda, içine düştüğümüz felaketin büyüklüğü üzerinde konuşarak onu bekledik. Gerçektende babasız kaldığımız hissediyorduk, bundan böyle yetimler gibi yaşayacaktık! Yıkandıktan sonra, yanına çocukları getirildi. Onun henüz ikisi küçük, biri büyük üç çocuğu vardı. Yakınlarından kadınlarda geldiler, Kriton`yanında, kendilerine öğütler vererek onlarla konuştu.Sonra kadın ve çocuklara çekilip gitmelerini söyledi. Sokrat içeride çok kalmıştı. Yıkanıp gelince, oturdu. Bundan sonra konuşma pek kısa sürdü, çünkü Onbirler`in uşağı önüne dikilmişti. “Sokrat “ dedi, uşak: “Başkalarına ettiğim sitemi, doğrusu sana edemem. `Hakimlerin buyruğu olan bu zehri, içeceksiniz,`dediğim zaman, bana kızıp güceniyorlar, beni lanetliyorlar. Başka başka fırsatlarda olduğu gibi onların aksine olarak, senin yiğit ve yumuşak huylu be şimdiye kadar buraya gelenlerin en iyisi olduğunu, buraya geleliden beri anlamakta gecikmedim. Şimdi bile buna kızıp gücenmediğimden eminim. Sen onları, buna sebep olanları pek iyi tanırsın; onlara kızıyorsun; haydi Allaha ısmarladık, alın yazın neyse o olur; elinden geldiği kadar dayanıklı ol!” (döner dönmez gözlerinden acı yaşlar döküldü)O zaman Sokrat ona bakarak: “Sana da Allaha ısmarladık, dediğini yapacağım” dedi. Sonra bizlere dönerek ilave etti: “ Ne ince duygu var şu adamda! Burada bulunduğum sürece beni görmeye, benimle ara sıra konulmaya geldi.İnsanların en iyisiydi o; şimdi de ne kadar temiz ve açık yürekli, benim için ağlıyor! Haydi bakalım, Kriton sözünü dinleyelim. Ezilmişse, zehri getirin, değilse ezin!”
    Kriton ona karşılık verdi “Fakat aldanmıyorsam, Sokrat: güneş henüz dağların tepesinde; daha batmadı. Başkalarının da buyruktan pek çok sonra, iyice yiyip içtikten, hatta bazılarının sevdikleriyle baş başa kaldıktan, seviştikten sonra zehri içtiklerini biliyorum. Acele etme daha vakit var!”
    Sokrat: “ pek tabii, Kriton” dedi.”Sözünü ettiğin adamların, senin bu dediğini yapmaları, bunu bir kazan saymalarındandır. Bana gelince böyle bir şey yapmamam pek yerindedir. Çünkü zehri biraz geç içmekle, sanırım kazanacağım bir şey yok; böylece hayata bağlanmakla, artık bir şey kalmadığı halde onu korumak ve esirgemekle, kendi kendime gülünç olurum. Artık konuştuğumuz yeter, haydi sözümü dinle,dediğimi yap.”
    Bu sözler üzerine Kriton yanında duran kölesine işaret etti. Köle dışarı çıktı ve biraz kaldıktan sonra zehri verecek olanla birlikte içeri girdi. Zehri bir kap içinde ezilmiş olarak getiriyordu. Sokrat adamı görünce “Ee, dostum,” dedi. “Sen bu işleri iyi bilirsin,söyle bakalım,ne yapmam gerek?”
    Zehri veren: “ çok bir şey değil, yalnız içtikten sonra bacaklarına bir ağırlık duyuncaya kadar gez,sonra da uzan yat, böylelikle etkisini gösterir,” dedi ve hemen kabı uzattı. Sokrat, eşsiz bir sükunetle, titremeksizin, bet beniz atmaksızın aldı. Ekhekrates, o bildiğim boğa  bakışıyla adama bakarak: “ Ne dersin,” dedi, “Bu içkinin birazını,bir tanrının üzerine dökmeme izin var mı, yok mu ?”
    Zehri veren: “Sokrat,” dedi. “ Biz ondan ancak bir içimlik eziyoruz.”
    Sokrat da: “Anlıyorum,” diye karşılık verdi. “Hiç değilse bu dünyadan ötekine göçerken bunu kolaylaştırmaları için tanrılara yalvarılır, yalvarmak bir görev bile. Benimde onlardan isteğim bu. Dileğimi yerine getirirler mi ? Benim duam işte: Tanrı kabul etsin:” Bunları söyler söylemez durmadan,irkilmeden,tiksinmeden dibine kadar içti.
    O ana kadar ağlamamak için elimizden geleni yapmıştık.Ama içtiğini,içip bitirdiğini görünce kendimizi tutamadık. Ben de dayanamadım, gözyaşlarım seller gibi boşanıverdi. Yüzüm örtülü,iki büklüm, kendim için (muhakkak onun için değildi) evet, böyle bir arkadaştan mahrum olan kendim için, kendi felaketim için ağlıyordum. Hatta benden çok önce Kriton da gözyaşlarını tutamaz bir halde kendini dışarı dar atmıştı.  Hiç durmadan Apollodoras`a gelince,  o da acısından, öfkesinden bağırıp çağırmaya başladı. Bunlar Sokrat`tan başka orada bulunan herkesin yüreğini parçaladı. O zaman Sokrat bağırarak. “ ne yapıyorsunuz, dostlar ?” dedi, “Amma tuhafsınız, kadınları yollayışım en çok bunun içindi, onların bu gibi ölçüsüzlüklerini önlemek içindi. Sakin olunuz, metin olunuz.” Bu sitemleri işiterek, utancımızdan kızardık ve ağlamamak için kendimizi zor tuttuk.
    Ona gelince: Biraz dolaştıktan sonra bacaklarının ağırlaştığını söyledi. Adamın ona salık verdiği gibi, arkası üstü uzanıp yattı. Aynı zamanda zehri vermiş olan adam, eliyle ayaklarına ve bacaklarına dokunarak ara sıra onları yokluyordu. Sonra ayağını kuvvetlice sıkarak, bir şey duyup duymadığını sordu ona. Sokrat : “ Hayır,” dedi; bundan sonra adam, bacaklarının aşağısını sıktı ve ellerini daha yukarıya götürerek, vücudunun soğuyup katılaştığını bize gösterdi. Ona tekrar dokunarak, soğukluk kalbe gelince Sokrat`ın öleceğini söyledi. Karnının altı aşağı yukarı çoktan soğumuştu bile. Sokrat örttüğü yüzünü açtığı vakit şu son sözlerini söyledi:
    “Asklepios`a bir horoz adadık, onu yerine getir, unutma!”
    Kriton: “Peki,olur,” dedi, “Ama bize başka bir diyeceğin yok mu ?” Bu soruya artık karşılık vermedi. Biraz sonra bir kıpırdanma ve silkinme oldu. Adam örtüsünü açtı: Gözleri dikilmişti. Bunu görünce ,Kriton ağzını ve gözlerini kapadı.
    İşte, Ekhekrates dostumuz, diyebiliriz ki zamanımızda, bizim tanıdığımız insanların arasında, en bilgini ve en doğrusu olan bu adam böyle öldü.

Okumaya devam…

Ağustos Okumaları ve Değerlendirmeleri

Henüz daha bir kaç gün oldu rekor tatilimden döneli. Uzun bir süredir siteye gelen yorumları onaylamak dışında site ile ilgili bişi yapmıyordum. Soru soran/sataşan arkadaşlar cevap veremediğim inşallah kusuruma bakmazlar çünkü çok kısıtlı internet erişimim vardı. Hatta ve hatta genel olarak internet ile ilgili hiç birşey yapmadım desem yeridir… Bu yıl ağustos ayında 10 gün olarak planladığım tatil annemin ve babamın ve dahi diğer akrabaların yoğun ısrarları sonucu 35 güne kadar çıkınca son 6 yılın tatil rekorunu kırmış oldum. Rekoru şöyle anlatsam daha  anlamlı olur. Son altı yılda toplam olarak 35 gün tatil yapmamıştım :) Bu zaman zarfında bazı kitapları iki kere okuma fırsatı buldum. Malum köy yerinde dağ taş tarla gezmek dışında en iyi alternatif serin havada kitap okumak oluyor.Köyde kitap okudğum vakitlerde büyük insanlar neden böyle şehirden insanlardan uzaklara gidip bi başlarına düşünce dünyasına daldıklarını daha iyi anladım. Köye gitmeden önce Ağustos ayını kendi çapımda liberalizm,demokrasi,hürriyet gibi kavramları anlama ayı olarak ilan etmiştim. Bu açıdan aşağıda ağustos ayında okuğum kitapların bir değerlendirmesini yapmak yerinde olur diye düşündüm belki bu işe kalkışacak arkadaşlara bir faydası olur.Ayrıca aşağıdaki kitapları okumadan önce şu kitapların okunması da önemle tavsiye edilir:

  • John Stuart Mill`in “Özgürlük Üstüne”
  • John Locke`un “Hoşgörü Üstüne Bir Mektup”
  • Atilla Yayla`nın “Liberalizm”

kitapları konuların anlaşılması ve oturması için yerinde olabilir.

Okumaya devam…

Bir Bilim Adamının Hayatından Çıkarıla(bile)cak Dersler

image

Bir kaç aydır içinde bulunduğum çetin ve çetrefilli durum nedeniyle ne yazabiliyor ne de ciddi şekilde düşünebiliyordum. Sadece ve sadece pasif bir bekleme sürecinde kendi kafamda oluşturduğum fasid bir daire içerisinde dönüp duruyorum. Hala da bu daireden tam manası ile çıktığım söylenemez. Tüm bu nedenlerden ötürü bir ay önce yazmayı planladığım bir değerlendirme yazısını ancak şimdi yazabiliyorum…


Geçen ay (haziran) Tübitak tarafından kırk küsür yıldır çıkan Bilim ve Teknik Dergisi de çok hoşuma giden ve içerisinde türlü türlü dersler olduğunu farkettiğim bir hayat hikayesinden bahsetmek istiyorum. 2004 yılı Nobel Kimya Ödülü sahibi israilli Prof.Dr. Aaron Ciechanover`a ait olan bu hikayede öğrencilere,öğretmenlere,bilim adamlarına,iş adamlarına,anne ve babalara yönelik bir çok ders bulunuyor.

Bilimsel Başarı ve Aile

Okumaya devam…

itü iktisat Yüksek Lisans (master) Hakkında Bilgi

image

İstanbul Teknik Üniversitesi(itü) ve iktisat ” ilk duyanlar “yok daha neler” şeklinde ya da “itü de ne arar iktisat” tarzında  tepkilere neden olan bu program bir kaç yıldır öğrenci alıyor. Benim de geçen sene hasbel kader girip biraz zaman harcadıktan sonra rotamı ecnebi memlekete çevirmem dolayısı ile erken veda etmek zorunda kaldığım program hakkında biraz bilgilendirme yapak istiyorum. Böylece okula karşı vefa borcumuzu ödemiş oluruz.

Programın adı “iktisat” yani “iktisat tarihi, iktisat teorisi,iktisat politikası,iktisadi gelişim ve uluslararası iktisat” gibi alt ana bilim dallarına ayrılmamış ve herkese ilk yıl makro iktisat , mikro iktisat,ve iktisadi araştırma yöntemleri derslerinin zorunlu olarak verildiği  bir program olan itü iktisat yüksek lisans programının benzerleri boğaziçi iktisat ,odtü iktisat yıldız teknik iktisat sabancı iktisat ,koç iktisat gibi bölümlerinde/üniversitelerinde bulunmaktadır.

Tavsiye edermiyim ?

Okumaya devam…

Ekonomistlere, İktisatçılara, İktisat öğrencilerine İnternette Faydalı ve Tavsiye Kaynaklar, Siteler

image

Gelişen ve değişen teknoloji ile tüketim kalıplarımız değiştiği gibi eğitim metodlarımızda değişmeye başladı. Örneğin akademik dergilerin neredeyse tamamı internet üzerinden abonelik sistemi ile çalışıyorlar. Akademisyenler seçtiği beğendiği ya da alanı ile ilgili makaleleri tek tek satın alabiliyorlar. Yani atıyorum bir dergide 30 tane makele çıkmışsa tümüne birlikte para vermeyip tekil alışveriş yapılıyor. Aynı  şekilde merkez kütüphaneler v.s de bu sistemle çalışmaya başladı. Benim bu yazı da ise genel olarak  iktisat, (ekonomi) Lisans, Yüksek Lisans (master) Doktora öğrencilerine yönelik intertet kaynaklarını göstermeye çalışacağım. İnternette yok yok. bedava, iktisat (ekonomi)  ders videoları, ücretsiz iktisat, (ekonomi) ders notları, iktisat, (ekonomi) ders kitaplar, sorular ,tavsiyeler,kitap önerileri kariyer tavsiyeleri v.s alabildiğince bol kaynak mevcut. Ancak malesef çoğu kaynak ingilizce bu açıdan ciddi akademik kariyer düşünen  iktisat öğrencilerine ilk ve en önemli tavsiyemiz daha doğrusu hocalarımızın tavsiyesi ve bizim ise  gördüğümüz zorunluluk ingilizce öğrenmektir. Bu önemli adımdan sonra bir kaç kaynağı sıralayalım ve bu yazının devamlı güncellenmeye çalışacağını belirtelim. Ayrıca okuyan arkadaşlarımız bizim atladığımız,bilmediğimiz ve öğrencilerin işine yarayacak,ilgisini çekecek tavsiye ve önerilerinizi yorumlar kısmına yazarlarsa seviniriz.

 

Okumaya devam…

Günde Kaç Saat Uyumalıyız ?

İnsanlık tarihinin en popüler sorularından biridir bu soru. Hakikatende öyle  diğer nimetler gibi uyku da çok büyük bir nimet. Kimi uyumak için uyanır kimi uyanık kalmak için uyur. Yani birinde mecburiyetten diğerinde zevkten. Bir çok bilim adamı alim mütefekkir uyku üzerine sözler söylemiş ideal uykunun miktarı hakkında bilgiler vermeye çalışmışlardır.

Kimi, başarının en önemli ayaklarından biri uyku düzeni ve az uyumaya bağlarken kimi ise insanın başına gelebilecek en önemli kötü alışkanlıklardan biri olarak görmüştür uykuyu. Peki insan kaç saat uyumalı günde ?

Bu soru aslında kişiden kişiye değişebilir. Kimisine 8-9 saat yetmezken kimisine 3-4 saat fazla fazla gelir. Hatta eskiler kamil insan olma vasfını şu güzel cümlelerle ifade ederken uyku da kensine yer bulur. Okumaya devam…

Kapitalizmin Metalaştırdığı Değerler{imiz}…!*

Kapitalizm öyle garip bir sistemdirki kar gelebilecek herşeyi satmak mübah görünür. Yahut biz öyle alglıyoruz. Manevi değerler alt üst olur her şey her an metalaşabilir.Marksist iktisatta “malların metalaşması” olarak adlandırılan benzer durum şöyle gelişir.

Kapitalist öncesi toplumlarda üretim sadece “kullanım değeri” için yapılırken işbölümü,uzmanlaşma,aşırı talep,artan verim,kar güdüsü,zenginlik hırsı v.s gibi sebeplerden artık üretim “değişim değeri” için yapılmaya başlanır. Yani eskiden anadoluda yaşayan bir amcamız  bahçesinde sadece kendisi için ürettiği domatesleri üretim araçlarına sahiplik ile birlikte üretimi büyük topraklarda yapmaya başlayıp artık istanbuldaki bir başkası için üretmeye başlıyorsa artık domates “mal” olmaktan çıkıp bir “meta” olmuştur/dönüşmüştür.Domates meta olduktan sonra o üretimi yapan “köylü amca” bir anda anadoluda “ağa” batıda  “burjuva” oluvermiştir. Bu metalaşma süreci tarihsel evrede bir çok şeyi değiştirmiş. Marx`ın en çok değindiği 3 argüman ise “paranın metalaşması” “emeğim metalaşması” “toprağın(üretim araçlarının) metalaşması”dır.  Süreç o kadar hızlı ve keskin ilerlemeye devam ederki artık bu durdurulamaz. Marx bunun durdurulmasının tek ve yegane yolunun işçi ayaklanması yahut teknik tabirle “proletarya devrimi” ile gerçekleşebileceğine inanmıştır. Hatta bunun çok yakın bir tarihte en fazla kapitalistleşmiş olarak gördüğü avrupada hususi ile ingilterede başlayacağını düşünmüştür. Fakat bu nafile bir düşünce olmuş ne kendi ömrü ne sonraki yüzyılda avrupada böyle bir devrim gerçekleşmemiş ancak devrim dışındaki diğer birçok analizi doğru çıkmıştır. Okumaya devam…

En büyük engelim internet !*

ilk bilgisayara 2004 yılı nisan ayında sahip olabilmiştim. Halbuki bilgisayara merakım çok daha öncelerine dayanır. Evde 90lı yıllara ait bilgisayar dergileri hala tozlu şekilde kendilerine kütüphanemde yer bulurlar .İnternet kafelerin istanbulda en son açıldığı yerlerden biri de bağcılardır. Hiç unutmam bakırköyde özgürlük caddesinin aşağı tarafında bir yerde  internet kafenin açıldığı duymuştum. Arkadaşlardan duyduğum kadarıyla onlarca bilgisayar parasıyla belli bir zaman kiralanabiliyormuş ve kimse karışmıyormuş.Hangi düğmesine basarsan bas ne yazarsan yaz, özgür ortammış vesselam. Çok hoşuma gitmişti bu fikir. Daha önce bilgisayar ile temasım daha doğrusu uzaktan görmüşlüğüm sadece üst katımızda oturan ve sadece tatillerde gelen bir üniversiteli abiyi fifa oynarken uzaktan seyretmek şeklinde olmuştu. Neyse  internet kafeye gitmeyi aklıma koymuştum. Bir arkadaş kafalasam hemen gidecektim ama kimsede böyle şeylere merak yok o zamanlar. Varsa yoksa “Sega” tarzı oyunlar. Bir kaç gün öğlen yemeği paramı biriktirip okuldan hemen sonra oraya gittim. Tabi o zamanlar hazırlık sınıfındayız yani yavaş yavaş ingilizce kelimeleri öğrenmiş cümle kurma dönemindeyiz bu açıdan internet denilen bu acip icad ile ecnebi memleketlerden insanlarla hususi ile bayan arkadaşlarla konuşma fırsatı vardı çoğumuz için. O zamana kadar “penfriend” adı altında olan mektup arkadaşlarımızdan aylarca mektup beklemek yerine anlık mesajlar alabiliyorduk ama ne tadı ne tuzu vardı bu işin. Hasılı gerek dergiler gerekse böyle internet merakı sayesinde bilgisayarı aldığımda kendi çapımda çoğu şeyi biliyordum. Bilgisayar aldıktan hemen sonra “buna bir de internet falan lazım” deyip koyulduk telekom`un kapısına… o zaman adsl bağlantısı henüz sadece isim olarak zikrediliyor ancak ortalıklarda pek görünmüyordu. Nedir hikmeti, nasıl bişidir derken kayıt olduk. Oradaki amcabey “iki üç aya yeni portlar açılacak sizi listeye yazdık” dedi.Ne büyük bahtiyardık telekomdan çıktığımızda babam ile birlikte. 3 ay sonra internetimiz olacaktı. Tabi ben vay anasını sayın seyirciler bu ne acip bişi böyle 3 ay sonra gelecek diye telekomdan gelecek telefonu beklemeye başladık. o zamanlar yanlış hatırlamıyorsam henüz özelleşmemişti telekom. (özelleştirmenin faydası). Her neyse internet gelene kadar bilgisayarda çeşitli programlar kur yükle falan filan uğraşır her gece de saçma sapan bir şekilde bilgisayarı baştan sona virüs taramasından geçirirdim :))) Neyse anlatacaklarım bunlar değil elbet..

Bilgisayarım olmadan önce ve sonra arasında karşılaştırmalar yapmak niyetiyle yazmaya başladım niyetimizi bozmadan devam edelim.

Bigisayarım yokken son 2 sene her gününü tek tek yazdığım günlüğüm vardı...Ama klasik “uyudum uyandım yedim içtim uyudum” tarzı değil günü ve yorumlamaya çalışan güncel olaylara temas eden,hatırda kalacak notlar tutan,bugün ne öğrendim kısmı olan,yanlışları işaretleyen bir günlük. Bilgisayar aldıktan sonra bir kaç ay zorla devam ettim sonra haftada bir yazmaya sonra sonra hepten bıraktım…öyle tatlı bir hatırası kaldısadece.

Bilgisayarım yokken seçtiğim yazarlar ve o yazarlara ait en önemli kitaplar vardı zihnimde ve defterimde. Bunların kendilerine has okunacak ayları vardı. Örneğin hiç unutmam John Stainbeck denilen amcanın ayı hazirandı fareler ve insanlar gazap üzümleri gibi kitaplarını o vakitlerde okuyor yazarın uslubunu,amacını v.s anlalamay çabalıyordum

Ezberlemem gereken şiirlerim,dualarım,sözlerim vardı… sonra ezberlenecek listelerim kayboldu sonra da ezberlediklerim. Çünkü artık hiç birine hitiyaç yoktu. Artık ADSL bağlantılı internetim vardı. hepsi biraz uzaktaydı.

Gazetede dergide çıkan ve hoşuma giden yazıları kesip bir yere saklama yahut çok hoşuma gidenleri panoma asma adetim vardı..

Günlük dışında hususi içimi dökmeye çalıştığım çizgisiz defterim vardı. Mahalleden bir arkadaşın abisi matbaacıydı ona özel olarak yaptırmıştım.

Eskiden uyumadan en son yaptığım şey kitap sayfasını zar zor kapatmak ya da kapatamadan uyuya kalmaktı. Ama şimdi “dur şunun fişini çıkarayım bataryası bozulmasın” sözü… ve şişik gözler…

Eskiden neyi araştırdğımı bilerek hareket ediyor ve sonunda istediğim bilgiyi geçte olsa alıyordum ve o bilgi benim oluyordu. Yani hem sindiriyor hem de hazmediyordum bilgiyi. Şimdi ise “vay bu da varmış aha bu da,şu da, bak ba burada da bu varmış” demekten başka bişi yapmıyor. sadece ve sadece aradığım bilgiye hızlıca ulaşıyor ancak bilgiyi sadece çiğniyorum yazıyorum ve sonra atıyorum. hiç bir zaman benim olmuoyor,olamıyor.

Eskiden arkadaşlarımın doğum günleri ajanda tarzı  günlüğümün sol ve sağ üst tarafta tarih yazan kısımda yazılı olurdu ve doğum günlerini tebrik etmeyi elimden geldiğince aksatmamaya çalışırdım. Şimdi ise  facebook ta “sizin şu elemanın 3 gün sonra doğum günü,iki gün sorna doğum günü, bugün doğum günü” şeklinde bayağı yapay sanal bir uyarım var. Ama içimden doğum günlerini kutlamak gelmiyor. çünkü o kadar bayağı kutlama arasında kaybolmak istemiyorum.

Haftalık kesinlikle bir kitap okur,köşesine berisine notlar yazardım. Şimdi daha fazla okuyor ve daha fazla yazıyorum ama gereksiz saçma sapan şeyleri okuyorum. Facebooktaki yorumları,okuyorum,msn deki geyikleri okuyup yazıyorum,alakasız haberleri okuyorum dinliyorum,farklı yerlere farklı ve bazen gereksiz şeyler yazıyorum. Nerede ne yazdığımı ne okuduğumu bir türlü bilmiyorum ama daha fazla sosyal daha fazla okur yazarım….

Artık tamamen malumat hamalıyım oysa  eskiden ise bilgi arayışçısı...

Eskiden yapmam gerekenler çok az ve netti. Şimdi ise, emaillerimi kontrol etmeliyim,facebookta hakkımda yazılanlara cevap vermeliyim,fotoğraf ekleyenlere yorum yapmalıyım,msn den çevrim dışı gönderilen mesajlara bahane sunmalıyım,teknoloji,ekonomi,siyaset,çevre,enerji,spor gibi konulara ayrılmış ayrı ayrı takip ettiğim sitelere girmek zorundayım…

Hasılı kelam anladım ki en büyük düşmanım internet….

*selami kardeşime ithaf olunur.

Greg Mankiw`den İktisat Öğrencilerine Tavsiyeler

Uzun zamandır blog yazan harvard ekonominin ünlü iktisat profesörü greg mankiw zaman zaman ekonomik yorumlarının dışına çıkarak iktisat öğrencilerine çeşitli kategorilerde tavsiyelerde bulunuyor. Bunların bazılarını kendi bazılarını da başka yerlerden derleyerek sunuyor. Özellikle iktisat alanında akademik kariyer düşünen öğrenci arkadaşlar için önemli sayılacak bir çok tavsiye var. Mesela bizim Türkiye`de pek kaale alınmayan matematik ve iktisat arasındaki bağı ve iyi bir iktisatçı olmak için neden iyi bir matematik temele ihtiyaç duyulduğunu uzun uzun açıklıyor. Ayrıca yaz okumaları  gibi okuma tavsiyeleri yanı sıra kendi öğrencilik zamanlarını anlatıyor. İngilizce bilen iktisat öğrencisi arkadaşlara şiddetle tavsiye edilir. benim gibi ingilizcesi yarım yamalak olanlara ise iki kere şiddetle tavsiye edilir :))

aşağıda tavsiyeleri birleştirip pdf haline getirdim dileyen indirebilir.

advice-for-applying-to-grad-school-in-economics

advice-for-aspiring-economists

giving-an-academic-talk

the-sveriges-riksbank-prize-in-economic-sciences-in-memory-of-alfred-nobel-1969

my_rules_of_thumb

phd_paper_writing