“Sıradan ve Sürüden Olmayan” Bir Akademisyen: Fahri Karakaş

karakas

Bugün ki  yazım, Türkiye`de lisans eğitimimin sonlarına doğru yazıları ile tanıştığım ve “daha önce nasıl farkedememişim” diye vahladığım, ancak 3 sene sonra Londra`da ilginç bir şekilde tanıştığım ve Türk akademi dünyasında 10 tane daha olsa memleketin akademi çehresi değişir” dediğim, kariyeri başarılarla dolu ve dahi “entelektüel hamal” olmayan bir  akademisyenden, Dr. Fahri Karakaş`tan ve çeşitli sitelerde yazdığı yüzlerce enfes yazılardan bahsedeceğim.

fahrikarakas1996 Balıkesir  Sırrı Yırcalı Anadolu Lisesinden mezun olduktan sonra ÖYS Türkiye 6. Olarak Koç Üniversitesi İşletme Bölümünde burslu okudu, sonra Boğaziçi Üniversitesinde işletme  yüksek lisans yaptı bu dönemde gerek ulasal gerekse uluslararası birçok şirkette önemli projelere öncü oldu ve yürütmesinde bulundu. Daha sonra dünyanın en önemli işletme okullarından Kanada`nın meşhur Mc Gill üniversitesinde burslu doktora eğitimine  başladı ve  doktorasını 2009 da bitirdi.Yazmış olduğu doktora tezi Leadership & Organization Development Journal tarafından “olağanüstü” kabul edilerek ödüle layık görüldü. 19 mayıs makale yarışmasından tutun bu tarz akademik ödüllere kadar bir çok ödül kazandı. Bir çok kitabı ve uluslararası saygın journallerde makalesi bulunan Karakaş, halen İngilterenin Open Üniversitesi`nde hoca olarak görev yapmaktadır. Fahri Karakaş  ödülerine  mart ayında bir yenisini daha ekledi. Yürüteceği proje için the Leadership Foundation for Higher Education tarafından 10bin sterlin burs ile ödüllendirildi.

Kanada`da da sadece okula gidip ders çalışıp kitap ezberlemedi. Bir çok sivil toplum kuruluşunda aktif  görevler alarak doktoranın ötesindeki hayallerine ulaşmaya çalıştı ya da ötelerden gelen bir ufkun peşinde koştu ve durmadan bir tuğla koyabilmenin mücadelesini verdi. Zaten doktora tezi de “yardımseverlik liderlik” üzerine idi. Hasılı işin teoriğini çok iyi yaptığı gibi  mutfağını da aksatmadı.

Eski öğrencileri acaba ne diyor diye merak edenler buraya tıklayarak öğrenebilirler. Ayrıca “acaba yazı uslubu nasıl  diyenler” için güzel bir örnek verelim. Global değerler üzerine birlik bütünlük makalesi okunabilir. Türkçe yazılarına birazdan değineceğim.

Doktora Eğitimini Tanımlaması

Doktora, gurbet demek, yalnızlık demek, hasret demek, hüzün demek. Daha yaşanır ve daha güzel bir Türkiye’ye ve dünyaya özlem demek. Doktora, fikir sancısı çekmek demek. Doktora, delicesine yazmak ve kendinden geçercesine düşünmek demek. Doktora, her hafta 3-4 bin sayfa okumak demek. Doktora, idealistlik ve fikir girişimciliği demek. Doktora, insanlık için bilim üretmek demek. Doktora, hayatı ve dünyayı daha yaşanabilir hale getirmek için dert çekmek demek.

Doktora, yıllarca iğne ile kuyu kazmak demek. Çile doldurmak demek. Çilehane sayılabilecek araştırma ofisinde yıllarca sabretmek demek. Sabır olmadan olmaz. Sabır bu işin ilk kuralı. Yalnızsınız. Derdinizde, coşkunuzda, keşiflerinizde, problemlerinizde yalnızsınız. Soyutlanmış, odaklı, dertli, ızdıraplı, ümitli, sancılı, yıllar süren zorlu bir süreç doktora.

Çok ama çok çalışacaksın. Yolda, yürürken, yatarken, yazarken araştırmanı düşüneceksin. Araştırma çok nazlıdır, saatlerce, günlerce, aylarca uğraşırsın ve bazen hiç bir şey bulamadığına inanırsın. Kendini zorlaya zorlaya gıdım gıdım ilerlersin. Bazen mehter gibi geri dönersin. Bazen haftalar geçer de bir mesafe alamaz, tek sayfa yazamazsın. Hacca giden topal karınca gibi sabırla yoluna devam edersin. Umutla, ısrarla, cesaretle masana ve ofisine dönersin.

Kafaya takarsın meseleni, kendine dert edersin. Sürekli beyaz bir sayfa açarsın. Yeni bir umutla, ısrarla ve inançla başlarsın her yeni güne. Gecenin al yalazında herkes uyurken sen harıl harıl okur, yazar, çırpınırsın. Yorulmaya hakkın yoktur. Çünkü yüz metre koşusunda değil maratondasındır. Gecelerce ofis köşelerinde bir sandalyede kıvrılıp uyuyakaldığın olur. Zorlandıkça, ilerledikçe, keşfettikçe, yazdıkça, okucukça mutlu olursun.

Küçücük ofisinde kendi küçük dünyanda büyük hayallerin, büyük umutların, büyük ideallerin vardır. Yepyeni bir dünya kurmak istersin. Yaptığın araştırmanla dünyayı değiştirmek istersin. Bilime, insanlığa, medeniyete katkıda bulunmak istersin. Tarihe ve literatüre kalıcı bir not düşmek istersin. Senin söyleyecek sözün ne olacak diye düşünürsün. Yeni kavramlar üretmek ve insanlığa sunmak istersin. Bilime etkide bulunmak ve düşünce tarihine yön vermek istersin. Disiplinler arası kaotik bir entellektüel yolculuğa çıkarsın. Yolunu kaybettiğin ve çıkmaz labirentlerde hissettiğin olur. Ama tünelin ucunda mutlaka bir ışık vardır ve sen o ışığı bulacaksındır.

Peki bu sözlerin içini doldurmuş mu ? Kulakların doyduğu gözlerin aç olduğu bir zaman da yine kulaklarımıza mı çalışıyor bu cümleler ?  Hemen cevaba bakıyoruz.

Size yaptığım araştırmalardan birini anlatayım. Son bir yıldır yoğun olarak “Theory Paper” adı verilen doktora aşamasında mini bir tez hazırlamak için uğraşıyorum. Bu araştırmanın alt dallarından birinde son on yılın Liderlik teorilerini inceledim. 1996 ve 2006 yılları arasında uluslararası indekslerde yer alan ve yayınlanan 100 adet liderlik makalesini taradım. Her bir makaleyi iki-üç kez okudum ve notlar çıkardım. Sonra bütün bu makaleleri dev bir tabloda özetledim. Tablonun boyu benim boyumu aşınca tamam artık dedim: Yeter. Bir senteze ulaşmaya çalışmalıyım. Son on yılın bu yüz makalesini beraberce nasıl yorumlayabilir ve sentezleyebilrim?

Türkiye`nin Geleceğine Nasıl Bakıyor ?

Gerek yurt dışından gelen alamancı akrabalar olsun  gerekse hasbel kader yurt dışına master`a , work and travel ile bulaşık yıkamaya yahut doktora yapmaya gidip gelenlerden duyduğumuz “Türkiye`den hiç bişi olmaz… Bizim orada… Avrupada… Amerikanyada…. işler böyle gitmez adamlar çok ileri bizim memleketten hiç bişi olmaz. Bi yolunu bulsak ta kurtulsak” vari açıklamaları yaklaşık bir senedir Londra`da daha da fazla duyuyorum. Köksüzlük ve kaburgasızlık eseri olan bu cümlelere karşı Fahri hocadan iki paragraf iktibas edelim.

21. yüzyılda ben inanıyorum ki bir Türk Rönesansı yaşanacak. Türkler olarak her alanda, özellikle de bilim, eğitim, teknoloji ve inovasyon alanlarında ciddi bir sıçrama rampasındayız. Bizim bilimsel alanda başarı öykülerimiz henüz yazılmadı. 21. yüzyılın Türk bilim tarihi halen yazılmayı bekliyor. Yakın gelecekte dünyanın en iyi bilim insanlarından bazıları bizim ülkemizden çıkacak. Bu tavsiyeler geleceğin ve gelecek neslin bilim insanlarına benim küçük bir hediyem, selamım ve mektubum olsun.

Gelecek neslin hayaller kuran, hayallerinin peşinden giden idealist bilim insanlarına seslenmek istiyorum: Bu destanı sen yazacaksın! Bu şiirin kafiyesini sen koyacaksın. Canından çok sevdiğin Türkiye’nin adını ve bayrağını teknolojide, bilimde, eğitimde, inovasyonda, tasarımda, sanatta en yüksek küresel burçlara sen taşıyacaksın. Tarihin çarklarında Türkiye’nin sıçrama rampasında Türk Bilim Rönesansı’nı sen gerçekleştireceksin. Teknolojik, bilimsel, sosyal, ekonomik, kültürel alanlarda yeniliklerin öncüsü sen olacaksın! Sayende bir gün gelecek bizim de evrensel olarak güçlü bir ekonomimiz, teknoloji üretimi yapan özel sektörümüz, dünya çapında bilim üreten üniversitelerimiz olacak. Sayende bir gün gelecek Türkiyem 21. yüzyılda dünyanın gözbebeği ve göz kamaştıran ayyıldızı olacak. Seni hasretle kucaklıyorum.

Yazıya daha sonra devam edeceğim.

Comments

comments

Fatih Kansoy

Bayburt sonra Bağcılar sonra Güngören daha sonra İstanbul Universitesi ardından Marmara Universitesi daha sonra ITU ve bakti bu is Turkiye de olmuyor yeni adres Londra Üniversitesi ve Warwick Üniversitesi tekrar biraz Bayburt/İstanbul ve hemen sonra Essex Üniversitesi ve halı hazırda Nottingham Üniversitesi. Özetle Bayburt-İstanbul-Londra-Coventry-Colchester-Nottingham

1 Yorum

  1. Mehmet   •  

    Keşke yazının devamını yazsaydın, hevesim kursağımda kaldı resmen :(

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir