Siret ve Suret Farklılığı-Hal ile Kal Dili
Eskiler “kamil insan” olma vasıflarını anlatırken en başta “insanın kendisini bilmesi” şartını sayarlar.Yunus`un o enfes anlatımıyla “kendini bilmeye yardımcı olmayan ilim boşadır” der. Kanaati acizaneme göre bu “kendini bilme” ile anlatılmak istenilen aslında insanın “ne olduğu” değil “ne olmadığıdır”. Yani kişinin bir çok konuda acizliğini,fakirliğini ve zayıflığının farkında varması ve bu minvalde yaşam sürmesidir. Kısaca kişinin kendini bilmesi “adam” olmasının olmazsa olmaz şartlarından biridir.
Fakat günümüzde biz de dahil olmak üzere kimse bu “kamil insan olma” vasfının peşine düşmemektedir. Bırakın düşmeyi kapısına gelen onca lütfu elinin tersiyle itmektedir.Çünkü herşeyin hızlı ve düşük maliyetli olanı seçmek en rasyonel tercih olarak yansımaktadır bizlere. Bu da kişileri kolaycışığa itiyor.
Peki nedir kamil insan olmada kolay ve sanal yol ?
Cevap
–Dual bir yaşam….
–Hal dili ile kal dilinin farklı güzergahlarda olması…
–Siret ve suret farklılığı….
Evet basit ve rasyonel yollar malesef bunlar…
İnsanın en büyük keşfi kendini keşfetmesidir. Kişi hem kendine en yakın hem de en uzaktır. Bir ayna yardımı olmadan dahi ense kökünü göremeyen insan iç dünyasınada dış dünyanın etkileri ile aynı derecede uzaktır. Bu açıdan insan için daima sadık ve vefalı bir dost elzemdir. Böyle dost ve dostlar elde etmek için ise insan dual yapısını terk etmelidir. Yani Hâl ve kal dilimizi aynı hakikatte birleştirmek zorundadır Yoksa hal dilimiz hem “kal” hem de bayağı görünür dışarıdan.
Elbette hiç bir işe yaramaz ve vefalı ve sadık dostlarımız tek tek yanımızdan ayrılırlar ya da onlara hiç bir zaman sahip olamayız. Ancak zihniyet olarak hala sorunu dışarıda aramaya devam edersek “bu gidenler bir bilseler neler neler kaybediyor” mülahazasında gayya çukurunda yuvarlanıp dururuz.
Bu açıdan merkeze “ben” ya da eski tabirle “ene” yi koyup enaniyet çukurunda yuvarlanmaya bir an önce son vermeliyiz.
Tenekeden çıkan “ben” sesinden kurtulmak için kişi kendi iç dünyasını masaya yatırmalı ve muhasebesini gözden geçirmelidir. İnsanın kendini bilmesi ve iç dünyasını tanıması onun beden ve dış dünyasını tanımasından daha çetin ve çetrefillidir.Burada devreye yukarıda anlatılan “vefalı arkadaş” girmesi gerekmektedir. Kişi her daim kendisine yetmeyebilir.Vefalı dost yanlışlarını sadece yanlış oldukları için ve eğriliklerin düzeltilmesi için söylemeli ve bu yanlışları söyleyen “vefalı arkadaşa” ahde vefanın göstergesi olarak kırılmamalı hatta müteşekkir olmalıdır.

Kanuni için anlatılan menkibe de şöyledir.
Kanuni sarayda vazifelendirdiği insana kendisine her görüşünde “gururlanma padişahım senden büyük Allah var” demesini istemektedir.
Menkibede asıl değil fasıldır esas. Kanuni böyle birşey yapmış mıdır yapmamış mıdır bilemiyoruz ama yüzyıllar öncesinden bize gelen ders bellidir.
Yani eksik ve noksanlıklardan sıyrılmanın,kuruntu ve kaprislerden kurtulmanın en önemli yollarından biridir vefalı dost bulmak.
Peki böyle dost nasıl bulunur?
Yukarıda giriş yaptığımız üzere kal diline değil hal diline önem vermemize ve suretimizin siretimize göre ayarlamasına bağlıdır.
Sadece boş ve laubali şekilde “ben daima arkadaşlarımı sever sayar onlara değer verir ve onlar için türlü türlü fedakarlıkta bulunabilirim.” demekten ziyade bunu yaşantımıza dökmemiz gerekmektedir.Hatta bunları dememize gerek bile yoktur sadece yaşamamız kafidir.
Mevlana bu konuda hal dilinin olduğu yerde kal dilinin gereksizliğini anlatmaya çalışırken söyle der
“Harfi,sesi,sözü birbirine vurup parçalayayım da bunlar olmaksızın seninle konuşayım”
Demekki birşeyler anlatmak için illa sözlü ve şatafatlı cümlelere gerek yokmuş sadece hal dilimize içimizdeki samimiyeti aksettirmek yeterli imiş. Aksi halde daima yalnız kalırız. Bu marazın sebebini de dışta aramaya sürdürürsek fasit bir daire içinde hareket eder dururuz.
çok güzel bir deneme olmuş fatih bey, elinize, zihninize sağlık. bu zamanda insan eneyi aşıp kolay kolay dost bulamıyor, dostun sözünde eneyi bir kenara bırakamıyor.
ancak şu nokta da dikkatimi çekti, kamil insan olmayı düşünmeyip kolaya kaçmak derken
“Peki nedir kamil insan olmada kolay ve sanal yol ?
Cevap
Dual bir yaşam .
Hal dili ile kal dilinin farklı güzergahlarda olması
Siret ve suret farklılığı
Evet basit ve rasyonel yollar malesef bunlar ”
diye bir devamı gelmiş. bu bir çelişki değil mi?
kannımca kamil insan olmanın kolay yolu yoktur. yani gerekli asgari zorlukları yaşamadan kemale ermek ancak sanal olur ve bu da bir aldatmacadan öteye geçemez. “dual yaşam,hal ile kal dilin farklı güzergahlarda olması ile siret ve suret farklılıkları ” hepsi aynı kapıya çıkıyor. kişi bir takım zor ama güzel şeyleri kendi ruh yapısına duyurup onlarla doyuramamışsa bu kamil vasıflar eğreti şekilde üzerine asılıyorsa ve buna kendi dahil olmak üzere bazzılarnı inandırıyorsa bu kamil insan olmanın basit bir yolu olmuş oluyor. yani zahiren bir kemalat söz konusuyken batında hala ham bir ruh ve mana fukaralığı devam ediyor….fakat o kendini kamil sanmaya devam ediyor…